Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa,ister istemez o kadar şeyden de mahrum kalır. Zirvede bir tek ona yer vardır.Ne kadar mükemmelse bütünlüğünü o kadar korumuş demektir;ve bütünlüğünü ne kadar koruduysa,kendinden başka biri olma ihtimali o kadar azdır.
İçimdeki her şey ölüyor – hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!Ne yaparsam yapayım,ziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum. Gönlümün kaydığı bütün dinginliklerin,ruhumu parçalayan sivri köşeleri var.Bakışlarımı kenetlediğim bütün bakışlar ziri karanlık çıktı,günün zayıamış ışığının izi vardı bunlarda,acısız ölmek için biçilmiş kaftandılar.
Her yağmur damlasıyla doğada ağlayan, ıskalanmış hayatımdır.Günün hüznünü boş yere toprağa akıtan damla damla,sağanak sağanak yağmurda bendeki belirsizlikten bir şeyler var.
Bazen –hem de hep beklenmedik bir anda– tam bir duygunun ortasındayken hayata karşı korkunç bir yorgunluk çöker üstüme, üstelik o kadar büyük bir yorgunluktur ki üstesinden nasıl geleceğimi bilemem. İntiharın çare olacağı şüphelidir,ölüm ise, bilincin ortadan kalkacağını varsaysak bile daha da şüphelidir.Yorgunluk,yok olmanın değil –bu olabilirlikler arasına girebilir de girmeyebilir de– çok daha korkunç ve derin bir şeyin peşindedir:var olmuş olmayı bırakmak;işte bunun hiç yolu yok.