Kapı yok. Gün yok. İstikamet (şimdilik?) hep geri. Ve yargılamanın sonu yok, ama tanrısal bir varlık değil de, yapıp ettiklerinizi sürekli bıktırıcı halde yargılayan, kendiniz.
Sonsuzluk bunun için mi var, bir ömrün ufak ayrıntıları üzerine düşüncelere dalmak için? İnsanın yaşamının her anını, en ufak ayrıntısına kadar ebediyen hatırlamaya mahkum olacağı kimin aklına gelirdi? Belki de sadece benim ahiretim böyle ve her yaşam biricik olduğuna göre her ahiret de biricik, belki de her biri benzersiz bir ahirete özgü ölümsüz birer parmak izi. Bunu bilmenin yolu yok. Yaşarken nasıl sadece olanları biliyorsam, ölünce de olanlar da yaşarken olmuş olanlar oluyor. İnsan yaşarken yaşamına zincirlendiği gibi, dünyadan göçtükten sonra da o yaşama mahkum kalıyor.
Her şeyi bir sonu vardır. Fakat anlatılar havada kalır, sona ermez. "Filanca ile hikayesi bitmiş' dediğimizde aslında hikaye hakkında hiçbir şey bilmeyiz. Aksine, tam da o anda aslında iki hikaye olduğunun farkına varırız, uzun bir süredir çakışmamış iki anlatı.