Berke Bozkurt

Berke Bozkurt
@berkeebozkuurt
Biyolog
Ogü
Bursa
Eskişehir
822 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
intertextualwr
Puan vermedi
Çok yabancı bir hikaye değil, bilindik. Martin Eden gibi, Knut Hamsun’un, “Açlık”ı gibi. Yazar olmak isteyen bir insan ve onun bu yolda verdiği mücadeleler… Yalnızca romanımız bir düşünce üzerine inşa ediliyor. “Bir Uçtan Bir Uca” düşüncesi. Bu düşünce temel olarak iki damarla besleniyor; zıtların birliği ilkesi ve Schopenhauer’un mutluluk anlayışı. Karakterimiz, her insan gibi bir uçtan bir uca sürükleniyor. Her uç değişiminde ise aynı adlı bir programa konuk oluyoruz. Bu programda 4 adet jüri üyesi karakterimizle bazı felsefi, psikolojik tartışmalar ve çıkarımalar yapıyor. Aşk, başarı, güç, toplum sorgulaması ve anlam arayışını işlediğim bu kitabın okunması ve incelenmesi için gerçekten meraklanıyorum. Ücretsiz şekilde okumak için: play.google.com/store/books/det...
Edebiyat
Bir Uçtan Bir UcaBerke Bozkurt · Berke Bozkurt · 20253 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·63 syf.··
2025 3. kitabı
Bir ordunun en önünde giden birliklerden birindeyseniz, ölme ya da sakat kalma ihtimaliniz %90’ın üzerindedir. Buna rağmen elbette her orduda, en önde giden birileri var. Peki bir savaştan birey olarak kaçarsak ne olur? Ordu pek de bir şey kaybetmez. Fakat diğer askerler de sizin gibi bir insan ve elbette onlar da canlarını kurtarmak için kaçmayı düşünüyorlar. Bütün askerler böyle düşünürse savaş daha başlamadan kaybedilecektir. Aytmatov, bu kitabında can korkusuyla kaçan bir askerin ve her şeye rağmen onu korumaya çalışan biricik aşkının hikayesini anlatıyor. Elbette savaştan kaçan askeri de bir nebze olsun anlayabiliyoruz. Kitap bize birey ve devletin çatışmasını anlatıyor. Türk töresinde kesin ve net şekilde hainlik olarak addedilen kaçaklık, erkek olma görevlerinden biri olan cesareti kanında bulamamış İsmail karakteri ile karşımıza çıkıyor. Haklı haksız aramaksızın kitabı buruk bir hüzünle okuyoruz. Aytmatov’un birçok kitabı bize savaşın dehşetini ve bu dehşetin insanlar üzerindeki psikolojik etkisini keskin fakat objektif şekilde anlatıyor.
Edebiyat
YüzyüzeCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20185,6bin okunma
10/10
·214 syf.··
2024 4. kitabı
Asker Anadolu, emekçi Anadolu, çalışkan Anadolu… Öksüz Anadolu, aç Anadolu, eğitimsiz Anadolu… I. Dünya Savaşı’nda gazi olan ve sağ kolunu kaybeden bir subay, emeklilik yıllarını Eskişehir-Ankara arasında bir köyde geçirmeyi tercih ediyor. Bir kolunu bu vatan için feda eden karakterimiz köylüler tarafından saygı görmeyi beklerken hor görülüyor ve “Yaban” lakabıyla anılmaya başlanıyor. Köydeki insanlara milli mücadeleyi, Türklük şuurunu anlatmaya çalışsa da köylüler şeyhlerin, ağaların peşinden gitmeye devam ediyor. Yazar, Anadolu köylüsünü sert bir dille eleştiriyor. Köylü Sakarya Meydan Muharebesi’ni yürüten ülkeden habersiz, yalnızca ekin ekmek ve karnını doyurmakla ilgileniyor. Subayımız artık onlara laf anlatmaktan imtina edip köşesine çekiliyor. Fakat bir gün düşman ordusu köye ulaştığında, bütün köylü düşman gerçeğiyle yüzleşiyor. Ekini alınan, ırzına geçilen, evleri yakılan insanların elinden ufak direnişlerden başka bir şey gelmiyor. Yazarımız Türk köylüsünü eleştirse de faturayı Türk aydınına kesiyor. Eğitimsiz, aç bıraktıkları bu halktan başka da bir şey beklenilmeyeceğine işaret ediyor. Karakterimiz, köylüye her ne kadar kızsa da düşman işkencesiyle ölen küçük bir çobanı gördükten sonra her birini affediyor. Yunan galip gelseydi yaşanacakların alternatif bir senaryosu olan bu kitap, bize tekrardan milli mücadele kahramanlarına ne kadar teşekkür etsek az kalacağını gösteriyor. Canımız, anamız olan Anadolu; tarihin her devrinde olduğu gibi her türlü zorluğa bugün de direnmeye devam ediyor. Ona nüfuz etmedikçe, onun zihnini parlatmadıkça ülkenin de refaha ermeyeceğini umarım bir gün fark edeceğiz.
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
TEMBELLİK ETMEYE HAKKIMIZ YOK MU?
Puan vermedi·64 syf.··
2023 61. kitabı
Lafargue bu kitabında şöyle diyor: "Çağımız çalışma asrıymış, öyle diyorlar; aslında acı, sefalet ve çürüme asrı..." Yazarımız, 1850 yılları Fransa'sındaki çalışma saatlerine isyan ediyor. O dönemde proleterler(işçi sınıfı) günde 12 ila 14 saat arasında çalışıyor. Onlara çok çalışmayı bin din gibi empoze etmeye çalışan kişiler ise Napoleon gibi imparatorlar, ruhban sınıfından papazlar ya da soylu denilen zengin aileler... Lafargue'ye göre, işçilerin çok çalışması onların gelişmiş bir toplum olabilmelerinin önündeki bir engel. Sanayi inkılabıyla birlikte gelişen makineleşme, bir insanın yapabileceği işin 10bin katını rahatlıkla yapabilirken, insanların çalışma saatlerinde herhangi bir değişiklik olmaması hatta artması bir saçmalık. Ayrıca genel kanının aksine çalışma saatlerinin çok fazla olması verimliliği de düşürüyor. Yazarımız bunu şu şekilde örnekliyor: "Bizim makineler, İngiliz iplik fabrikalarındakilerle aynı olsalar bile üretmeleri gerektiği kadar üretmiyorlar; hem de İngiltere'deki iplik fabrikaları günde iki saat daha az çalışmasına rağmen..." Yazılmasının üzerinden 180 yıldan fazla geçmiş olan bu kitap güncelliğini günümüzde de koruyor. İşçilerin, tembellik etmeye hakları yok. Yalnızca çalışmak, çalışmak ve çalışmak... Kitabın içindeki başka bir cümleyle yazıyı noktalıyorum: "Tembellik ederek zenginleşmek için, yoksullara iş verenleri, insanlığın velinitmetleri diye alkışlıyorlar..."
Edebiyat
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma
10/10
·789 syf.··
Beğendi
·
2023 59. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2023 21:01
Kitap Atatürk'ün 1919 yılında Samsun'a çıkmasıyla başlıyor. Onun hedefleri, öngörüleri, onu satanlar, onun yanında olanlar, bizzat yolladıkları telgraflar ile, gösterdikleri tutumlar ile belirtiliyor. Yıkılan Osmanlı'dan doğan yeni devlet; en akıllı, en vizyonlu, en mantıklı insan tarafından yeniden inşa ediliyor. Kitabın içinde en çok kullanılan kelime ''Efendiler''. Padişahın, kullarım diye hitap ettiği halka bu şekilde hitap etmek elbette onun Türk Halkı'na olan sevgi ve minnetini gösteriyor. Bunun yanında kitabın içinde şöyle bir cümle geçiyor: ''Üç ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka kağıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım.'' Başkomutan, başöğretmen, mareşal, gazi, politikacı, devrimci, asker olması yetmezmiş gibi bir de yazar... Okuyucunun gereksiz bilgiler ile boğulmasını istemiyor. Büyük Taarruz Savaşı'ndan bile, detaylı bir şekilde bahsetmiyor. Samsun'a çıkışından itibaren, boynunda padişahın idam fermanıyla mücadelesini sürdürüyor. Güneyde Fransız, doğuda Rus; batıda İngiliz, İtalyan ve Yunanlarla çarpışmayı göze alıyor. Tabi bunlar da yetmiyor. Taşından toprağından hain fışkıran bu topraklarda, sayısız iç isyanla uğraşıyor. İsyanları bastırmak için milletin dişinden tırnağından arttırıp verdiği kaynakları kullanmak zorunda kalıyor. Yine de yılmıyor ve pes etmiyor. Ardından başarıyor ve düşüncesini Türkiye'ye entegre ediyor. Fakat o da ne? Bu sefer de meclisin içindekilerle mücadele etmeye başlıyor. Sabırla, akılla, teknikle, kitap ile, aş ile, tırnak ile, diş ile... Onun hakkında diyecek pek bir şey yok. Haklılığı, asırları aşıyor, tarihe sığmıyor. Düşmanı hiç bitmiyor, bu gün bile... Ama o hiçbir zaman korkmuyor. Bu kutlu Cumhuriyeti gençlere
Cumhuriyet
NutukMustafa Kemal Atatürk · Dorlion Yayınevi · 034,4bin okunma