"Size tüm hayatımı anlatabilirim. Çok uzun sürmez, inanın. Şu sigara bitene kadar anlatabilirim yaşadığım her şeyi, kimseye anlatmadığım şeyleri. Bana inanıyorsunuz değil mi? Hayatın insanın ellerinden kayıvermesine inandığınızı söyleyin bana. Sizin yaşınızdayken insan ne çok şey yaşayacağını sanıyor. Oysa öyle kısa bir hikâye ki bu..."
"Yaşlılık böyle bir şey işte. İnsanın aklına geçmişten bir görüntü geliveriyor ansızın. Mutluluk ve hüznün karıştığı –ama hep hüznün hâkim olduğu– birbiriyle ilgisiz anların kopuk resimleri. Sanki yılların pis kokulu tortusu akıp gidiyor yaşlanınca, bütün o kirli duyguların çapağı temizleniyor. Bir o iki duygu kalıyor geriye ve onların hatırlattıkları. Ansızın çakan şimşekler misali parlayıp göz önüne yerleşen görüntüler."
Babasının ter kokusu, Muşlu Bakkal'ın nemli ucuz bisküvi kokusu, çamaşır suyu kokusu... Yattığı yerde uyumak yerine, bu kokuların hepsine sırayla yakalanıyordu.
Diğer tüm kokuları saf dışı bırakarak sadece annesinin kokusunu hatırlamak istediği zamanlarda yaptığı gibi, koltuk altını usulca koklamaya başladı.
Pencerenin hemen dışında duran ve ölü olduğunu düşündüğü kuş onun için aynı
önemde değildi artık. O bir an önceydi ve çocuklukta anların önemi çok büyüktür.
Sahi niye tiyatrocu olmuştum ben? Bak bunu bile hatırlamıyorum. Babama inattı sanırım, ya da... Otuz beş yıl boyunca inat uğruna yapmadım tabii ben bu mesleği, ama tiyatro aşkı edebiyatı da yapacak değilim. Alışmış olmalıyım demek ki başka birileri olmaya her gece. Unutmama yardım etmiş olmalı bazı şeyleri