Gözlerini halıya dikti. Cevap vermemem sanki hoşuna gitmemişti. Ne diyebilirdim ki: "Evet, seni" mi deseydim? Kalktım, kendimden asla beklemediğim kadar cesur bir hareketle aniden elinden tuttum, kalbime götürdüm. Bir güvercin girdi pencereden, sonra yüzlercesi. Yavaş yavaş geldiler. Güvercinle doldu o küçük oda. Hepsi beyaz değildi elbet. Ama olabilirdi de.
Yarısı dolu sürahi ne kadar yalnızsa yenmiş içilmiş sofrada, kendimi aynen öyle hissederdim soğumaya başlayan odanın bir köşesinde. O adam annemleyken, babam evde olduğunda yaptığım gibi gidemezdim yatak odasına. Nedenini tam anlamasam da, korku içinde beklerdim."
Ne dediğini anlamadım. Bilmediğim bir dilde konuşuyor gibiydin. Korkutucu bir yanı vardı sesinin ve söylediklerinin. Yine de biraz bekledim, sen gelmeyince zor attım evden kendimi. Evden attım derken mecazi anlamda söylemiyorum. Balkondan attım desem daha anlaşılır olur belki. Ne yapayım, aklıma o an yapacak daha iyi bir şey gelmedi. Aşağı hızla inerken, apartmanın camlarına vuran yansımanı gördüm. Hızla yukarı çıkıyordun ben düşerken
Oldum olası az sorgulayan, "neden" diye sormayı aklına az getiren biri olmuşumdur zaten. Ötekilerden hep bir mucize bekleyen, sözcükleri bir araya getirişlerinden yeni bir dil oluşacak diye medet uman. Bunu bir define avı gibi algılayıp diğerlerinin düşlerinden kendisine yeni bir renk yaratma sevdalısı edilgen korsan.