"Çünkü insan kendisi için yaşamıyor; yığınlar için yaşadığını sanan, hiç yaşamıyor - geriye, bir iğne iplikle peşinizden koşturan birkaç kişi kalabiliyor ancak."
"Hafızanın bahçesi çoraklaşmaya başlayınca," demişti o son akşamların birinde Celal, "insan elde kalan son ağaçların ve güllerin üzerine şefkatle titrer. Kuruyup gitmesinler diye, sabahtan akşama kadar onları sulayıp okşuyorum: Hatırlıyorum, hatırlıyorum ki unutmayayım!"
"Bir sırrı ifşa etmek tuhaf şeydi. Sır, kopmaz, görünmez bir bağ gibi geriliyordu paylaştığınız kişiyle aranızda. Bundan böyle sırdaşınızı sevmeye mecbur, ondan korkmaya mahkum oluyordunuz."