"Sonuçta birçok şeyi aynı anda, aynı kısa zaman aralığında yaşamak zorunda kaldık: Baskı döneminin olağanüstü koşullarını, Kemalizmin bu topluma sunduğu modernleşme vaadinin çöküşünü, bu topluma biçtiği modern kimliğin parçalanmasını, Türkiye'nin Doğulu ya da taşralı yüzünü kültürel alanda yeniden keşfetmesini, seçkinciliğin bastırdığı her şeyin geri dönüşünü, tüketim toplumunun vaatlerini, birden bir bolluk toplumu görüntüsü yaratmayı başaran medya ve reklamcılığı ve bütün bunların hem kalabalıklara hem aydınlara vaat ettiği yeni imkânları..."
Bir söz var. Güzel mi güzel. Şöyle: "Bir kimseyi büyü ile öldürebilirsiniz." Söz, böyle başlıyor. Şöyle devam ediyor: "Eğer kahvesine yeterli ölçüde arsenik koyarsanız."
Değerli bilim adamı Mete Tunçay, Bülent Eceviť'in bu görüşüne, “Atatürk'e Nasıl Bakmak” adını taşıyan yazısında değiniyor. Mete Tunçay geniş yankı uyandıran bu yazısında, çok haklı olarak, şunları söylüyor: “Bütün bu gösterilerde, itiraf etmek gerekir ki, çoğucası boş laf etmekteyiz. Dinsel nedenlerle Atatürk'e düşman olanların -sağlığında da, kırk yıl sonra da- sayıları çok olmasa da varlığı, toplumsal bir gerçek. Galiba, onların lehine oynamak, ekmeklerine yağ sürmek korkusuyla, Atatürk'e dürüst olamıyoruz, ikiyüzlülük ediyoruz:Kapalı kapılar ardında, diktatörlüğünden özel yaşamına varıncaya dek bire bin katarak onu çekiştiriyor, sonra kürsülere çıkıp aramızdan erken ayrılışına timsah gözyaşları döküyoruz." 10 Kasım törenleri ve törensiz ağıtlar için Mete Tunçay'ın vazdıklarına katılmamak mümkün değil.