Murakami, hiç düşünmediğimiz bir anda sizi dünyasına öyle bir dahil ediyor ki, okumanız bittiğinde boşluğa düşüyorsunuz adeta. Serinin ikinci kitabını okumayı dört gözle bekliyorum şimdiden.
Her Agatha Christie kitabı bitirdiğimde bir sonrakine ne zaman başlayabilirim heyecanı yaşıyorum. Çünkü hikayelerinin sonlarını öyle ustalıkla ve sürpriz bir şekilde bağlıyor ki, kitap bittiğinde tabiri caizse tadı damağımda kalıyor. Okuduğum en iyi Agatha Christie kitaplarından biriydi bu. Başta katili tahmin ettim ama "oraya nasıl bağlayacak ki yok artık" diyip peşini bıraktım. Iyiki de bırakmışım yoksa sonunda bu kadar şaşıramazdım herhalde. Hercule Poirot yine kazandı, Agatha Christie yine bizi kandırdı...
"adım zebercet. zebercet. bu otelin yöneticisiyim. 28 kasım 1950'de doğdum. 7 aylık. annem 44 yaşındaymış o zaman. babamdan büyük. 4 kez düşük yapmış bana kadar. sünnet olduğum yaz öldü. 1960'da. ilkokul 3'teydim. ortaokul 2'den ayrıldım. bir süre aylak dolaştım. sonra askerlik. 71'de terhis oldum. babam birkaç yıl önce öldü. oteli ben yönetiyorum. 80'den beri. sorumluluk isteyen bir iş. adım zebercet. oysa ben sizinkini bilmiyorum. gecikmeli ankara treni ile geldiniz. 3 gün önce. kaydınızı yapamadım. adınızı söylemediniz. döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden. hacı rahmanlı'dan. bir haftaya kadar dönerim dediniz..."
bu replik aynı adla uyarlanan 1987 yapımı ömer kavur'un filminden. zebercet'i tüm yönleriyle anlatan bir monolog. yusuf atılgan'ın aylak adam ile birlikte yazdığı iki önemli romanından biri anayurt oteli. yazar, bilinç akışı tekniğini bolca kullanmış bu eserinde, belki bu yüzden zebercet bu kadar sağlam bir karakter olmuş. yine de ben aylak adam'ı daha çok sevmiştim sanırım.
7/10.
Aşk romanı okumayı seviyorsanız, oldukça sürükleyici bir roman. Ben normalde pek tercih etmediğim için konu bakımından beni biraz boğdu, ama akıcılığından dolayı hakkını yemeyeceğim. Connell ve Marianne'ın yıllar içinde yaşadıkları çalkantılı ilişkilerini anlatan Normal Insanlar, Irlanda'nın havasını da bize yaşatıyor okuma serüveni boyunca. Çoğu kişinin dönüp dolaşıp geldiği bir "kürkçü dükkanı" olmasından dolayı okuyucuyla bu kadar özdeşleşme yaşadığını düşünüyorum bu hikayenin.
Sezgin Kaymaz'dan okuduğum ikinci kitap Bakele. Ilk okuduğum kitabı olan Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir, su gibi akmış ve çok şaşırtmıştı beni. Bakele ise bir öykü kitabı, 34 öyküden oluşuyor. Dil yine aynı, akıp gidiyor. Aralarından 3-4 hikaye cidden yüreğe dokunur cinsten. Okunması kolay, kafa dağıtıcı, hem eğlenceli hem hüzünlü, yer yer fantastik yer yer gerçekçi bir kitap arıyorsanız Sezgin Kaymaz'ın okuduğum bu iki kitabını rahatlıkla öneririm. Bakele de, öykü kitaplarına mesafeli olanlara öyküyü sevdirecek bir kitap fikrimce.