Ancak yol uzun ve belki sonsuz olsa da, tek bir yaşamdan daha bıktırıcı olamaz. Zira ölümle birlikte hafızamızı, yaşlılığımızı ve bitkinliğimizi geride bırakıyoruz. Onu artık bitimsiz bir yaşamdaki tek ve açıklanamaz kırılma olarak değil, tekamülün sürekli tekrar eden ritmi; kaçınılmaz, doğal ve bir uyku kadar esirgeyici bir şey olarak gördüğümüzde, ölüm de şüphesiz yeni ve daha derin bir anlama kavuşacaktır. Gençliği sadece öğle vakti gün doğumunu geride bıraktığımız gibi geride bırakmış bulunuyoruz. Her ikisi de geri dönecek ve eskimeyeceklerdir.
Bitiş, yalnızca kesin bir nokta anlamına geliyordu ve gerçekte o kadar önemli değil gibiydi. Yaşamakla aynı şekilde. Varoluşun anlamını yerine göre tanımlamak için, hatta bunun sonlu oluşunun dolambaçlı yoldan ironisi olarak, bir nokta bitiş olarak belirlenmiştir.
Yaşamımız senfoni.
Acı duyarken de sevgiyi daim kılmak.
Yaşadığımız savaşlardan "Başıma gelenler" bencilliğinde sahne çalmamak.
"Ausschwitz'den sonra şiir yazılamaz" diyen Adorno gibi filozoflara kulak asmamak.