Fabrikamda zeki insanlara yer yok! Ne kadar da kibirli! Kovuldun... Defol!" Şaşkın ve umutsuz, cesaretimin kanatları kırılmış, onlara doğru yolumu bulmaya çalıştım — endişeyle bekleyen yüzlere, acımı paylaşan kalplere. Kapıyı itip açtığımda, yüzümdeki yenilgiyi okudular. Elimi uzattım. "Beni kovdu." Sesim sessizliğe gömüldü. Hiçbiri kıpırdamadı. Sadece başlarını dikiş makinelerinin üzerine daha da eğdiler. "Hey, sen! Defol!" diye bağırdı patron. "Betsy Sobosky ve sen, Bala Rifkin, onun makinesini koridora taşıyın... Fabrikamda geveze Amerikalılara ihtiyaç yok." Bessie Sopowski ve Bala Rifkin, trajediden donuklaşmış gözlerle makinemi taşıdılar. Kimse bana elini uzatmadı. Kimse başını kaldırmadı. Onların yanından geçip çıkışa doğru ilerlerken, benden uzaklaştıklarını hissettim. Sokakta yürürken, kendimi ağlarken buldum. İçimde yükselen o yeni umut, şimdi damarlarımdan akıp gidiyordu. Birkaç dakika önce, bir arada durduğumuzda, hala gücümüze inanıyordum — ama şimdi herkesin yalnız, ezilmiş, yıkılmış olduğunu görüyorum. Onlar sadece sürünen solucanlar, ekmek için karınlarının üzerinde sürünerek yalvaran köleler miydi? Gözyaşlarım, beni terk ettikleri için değil, birlikte çalıştığım insanların alçaklığını ve sefaletini ilk kez gördüğüm için akıyordu. Ekmek korkusu, onlardan insanlıklarının son kırıntılarını da almıştı! Ansızın, insanlar arasında değil, hayatta kalmak için birbirlerini diri diri yemek zorunda kalan vahşilerle dolu bir ormanda çalıştığımı hissettim. __Bu acı kinimin doruk noktasında, içimdeki sertlik aniden paramparça oldu. Sanki onların içindeymişim gibi hissettim, kendi gözlerinden onları yeniden görüyordum. Başka ne yapabilirlerdi ki? Önlerindeki bir somun ekmek, gerçeklerden daha acil, onurdan daha hayati
Alıntı
“Kim iyi yaşadıysa, çok gülüp çok sevildiyse, Kim zeki insanların saygısını kazandıysa, Kim bir sanat eseriyle, güzel bir şiirle veya İnsanlara örnek olan bir ruh üstünlüğü ile bir eser verdiyse, Kim dünyayı bulduğundan daha iyi bir şekilde... bırakabildiyse, Kim başkalarında en iyiyi arayıp Onlara kendinde olan en iyiyi verebildiyse, Kimin hayatı insanlara ilham veriyorsa, Kimin izleri ardından şükranla ilerleniyorsa, İşte o kişi başarılı olmuştur.” Bessie Anderson Stanley
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Kalbin Bessie, bir sonbahar garajı." J. D. Salinger - Franny ve Zooey
Muhteşem konuşmalar minik Jane...
"Senin beni sevmediğin gibi, öyle mi, Bessie?"
Edebiyat
Eşi ve sevgilisini aynı kareye sokmak bir zamanlar modaydı herhalde. Jack London, eşi Bessie Maddern London (sol üstte) ve ilk aşkı Mabel Applegarth (bu kadın yazarın Martin Eden romanındaki Ruth Mosse karakteridir) Temmuz 1901
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Liste Babil.com'da Türkçe olarak yayınlanmış. Türkçesini bulamıyoruz. Küçük-büyük harf sıkıntısını düzeltmek isterdim lakin uğraşamayacağım, bu listeyi bulmak güç oldu. İngilizcesi ilgililere duyurulur arkadaşlar, buyurunuz. :) never let me go – kazuo ishiguro Beni Asla Bırakma Beni Asla Bırakma saturday – ian mcewan Cumartesi Cumartesi on beauty – zadie smith Güzelliğe Dair Güzelliğe Dair slow man – j.m. coetzee Yavaş Adam Yavaş Adam adjunct: an undigest – peter manson the sea – john banville Deniz Deniz the red queen – margaret drabble the plot against america – philip roth Amerika'ya Tuzak Amerika'ya Tuzak the master – colm tóibín Üstad Üstad vanishing point – david markson the lambs of london – peter ackroyd Londra Yanıyor Londra Yanıyor dining on stones – iain sinclair