Bugün okumaktan inanılmaz bir keyif duyduğum, varoluşsal sorgulamaya harika bir bakış katan bir romanla sizlerleyim. Birkaç yıl sonra okusam da bende farklı fikir ve duygular uyanacağına emin olduğum çok hisli bir kitaptı.’ Genç teğmen Giovanni Drogo, ilk görev yeri olarak Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Uzun boylu kalmak istemediği bu sınır bölgesinde geçirdiği seneler ona, vaktiyle gözünde büyüttüğü zafer tutkusunun konforluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunu öğretir. “Yaşamı boyunca beklediği an” bir türlü gelmez. Zamanla “sesi, ihtiyar sesine dönüşür”, “bakışları çok yaşlı bir adamın bakışları gibi sarımtırak ve camdan bir görünüş alır”. Varoluşun anlamsızlığı, boylu boyunca serilir önüne. Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlar.’ Her gün çalışırken veya boş zamanlarda evde vakit öldürürken kendi konfor alanımızın keyfini süreriz. İş yeri ortamında bir süre sonra risk almaz, yeni fikirler denemez, anlam boyutsuzluğu ile belki manik depresif hale sürükleniriz. Hayat, daha saatleri sayamadan yılları getiriverir karşımıza. Hepimiz için aynı olan fakat farklı akan zamanı kullanmanın, comfort zone dediğimiz alanda sıkışmanın verdiği uyuşukluk bize hiçbir zaman ‘o büyülü an’ ı getirmeyecektir. Bunu kitapta o kadar güzel işlemiş ki yazar. Kitap aynı ada inanılmaz da sürükleyici. Kesinlikle herkese tavsiye ederim. Siz neler okuyorsunuz?