‘Kim bir defterde benim adımı geçirmek lüzumunu hisseder ki? ‘
Birilerinin defterinde adımın geçip geçmediğini düşünmeden önce benim günlüğümde kimlerin isminin geçtiğini düşündüm. Çevremdeki herkesin adı günlüğümde en az bir kere geçmiştir. Bir dakikalığına otobüs durağında gördüğüm bir insanın yüz ifadesini bile yazmışımdır belki. İnsanlar beni yazmış mıdır bilmiyorum ama insanların var olma çabası ve hevesi beni hep etkilediğinden en azından denk geldiğim insanların adını günlüğümde anarak onlara saygı duyduğumu ve varlıklarını tasdik ettiğimi düşündüm. Kitapta beni en çok etkileyen cümle bu olmuştur. Umutsuzlukla dolu bir cümle olsa da belki benim de adım birilerinin defterinde yazılıdır diye düşünüyorum.
Romandaki baş karakterleri düşününce ikisinin hayatı için de bu cümle tam olarak merkezde.
Kitaba başlar başlamaz ikinci sayfadan itibaren Allah Allah baskı hatası mı var diye düşündüm çünkü yazarın bütün kitaplarını okumayı hedeflediğim için bir kaç sayfa dahi okumadan aldım kitabı. Birkaç sayfa daha okuyunca okuru karşılayan tatlı sürprizi görmek okuma hevesimi artırdı ve baskı hatası olmadığını fark ettim.
Karakterlerle birlikte bol bol ev nedir? ev nedir? ev nedir? diye düşünüp durdum. Karakterler çocuklukları hakkında yazdıkça çocukların çok iyi gözlemciler olduklarını bir kere daha fark ettim.
Var olmak…
‘Bu amaçsızlık, boşluk, başıboşluk, içi boşalmışlık ve bozgun üstüne düşünmek istemiyorum.’
Bir evi olmak…
‘Yunus' taki evi yazabilirim. Doğduğum evi. Ev gibi evdi. Pencereleri dışa açılırdı. Yerleri tahtaydı. Bahçesinde bir kayısı ağacı, çiçek açar meyve vermez.’
Bağ kurmak …
‘Bul, anla, isyan et n'olur! Böylece var olsun aramızda bir şey.’
Kitapta bu kavramlarla meselemiz…
Yazarın en sevdiğim kitabı olamadı ama insanlara tavsiye edebileceğim güzel