“Allah’ın kullarına iyilikte bulunan, iki cihanda da iyilik görür. Yaşlıya yoksula yardım elini uzat! Allah, başkasının mutluluğu için çalışanın yardımcısıdır.”
Sa‘dî-i Şîrâzî (k.s)
Her nimet bir imtihan vesilesidir. Nimeti vereni hatırlamak ve ona teşekkür etmek, hem nimeti artırır hem de bereketlendirir. Nimeti vereni tanımamak ve nimetin asıl sahibini unutmak ise küfrân-ı nimet yani nimete karşı nankörlüktür.
Duanın en güzel en latîf en leziz en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam, bilir ki birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def'edebilir bir zatın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah bir inşirah duyup dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp "Elhamdülillahi Rabbe'l âlemin"
der.
Çünkü doğru sözlü, Allah’tır ve şu ayetin hükmü budur: ‘Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur.’ Kuvvet Allah’a ait olduğun da -ki kuvvet doğruluk demektir-, onun kula izâfesi, onda yaratılması ve bilfiil bulunması yönündendir. Hak insana doğruluğunu sorup da dünyada sözünde ve fiilinde doğru ise, bu doğruluğun Allah sayesinde kendinden ortaya çıktığını söylediğinde, soruya verdiği cevapta da doğru söylemiş olur. Bu cevap orada Allah nezdinde kendisine yarar sağlar, doğru sözlülerle haşredilir ve doğruluğu kanıtlanmış olur.