1.Bölüm
Kitabi okumaya başlamam biraz zaman aldı. Başlayıp bıraktığım oldu defalarca. İlk okuyanlar içinde böyle olacağını düşünüyorum. Anlaşılması zor bir kitap, bir roman gibi olaylar zinciri yok. Karşılıklı konuşma şeklinde ilerliyor. Konuşulanları anlamak da oldukça zor. Okuyup geçmek yetmiyor, söylenilenleri düşünmekte gerekiyor. İlk bölümü anlamak için 2 3 defa okuduğumu da itiraf etmek istiyorum.
İlk bölüm Sokrates ve Kephalos'un yaşlılık ve zenginlik konusu üzerine konuşmasıyla başlayıp, doğruluk ve eğrilik konusuna kayıyor. Konuşmalar kavga ve sataşma şeklinde değil karşılıklı, fikirleri açıklama ve çürütme şeklinde nezih bir yöntem ile ilerliyor. Günümüz şartlarında, devirler atlanmış ve insanlar gelişmiş olmasına rağmen bu şekilde kaliteli sohbetlerle karşılaşmak çok zor. Günümüz insani fikre saygı duymak yerine kendi doğrularını dayatma peşinde. Başkalarının fikirlerini doğru açıklamalar ile çürütmek yerine yalanlamayı tercih ediyorlar bu da karşıdaki kişinin kabullenmesini zorlaştırıyor. Sokrates’in izlediği yöntem ise karşıdaki insanın fikirlerini yalanlayıp inkar etmek yerine onlara sorular sorarak fikirlerinin yanlış olduğunu düşündürerek doğruyu kendilerinin bulmasını sağlıyor. Sokrates ”Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim” diyor. Bu söz Sokrates’in düşündürerek öğretmeyi amaçladığını gösterir niteliktedir.
Devlet kitabını Platon yazmıştır. İçinde ki ana karakter Platon'un hocası olan Sokrates’tir. Platon hocasının sohbetlerini kaleme almıştır. Fakat yazdıkları tamamen Sokrates’e mi ait yoksa kendisi de bir şeyler kattı mı bilemiyorum
Kitap 10 bölümden oluşmakta. 1.bölüm, Doğruluk nedir? , Doğruluk kişinin işine gelen midir? , Doğru olmak mi daha kârlıdır, olmamak mı? , Eğrilik nedir? , Doğrular
OLAĞAN DİSTOPYA
Günümüzde ve tüm çağlarda da olduğu gibi zor şartlar altında kalan insanlar zamanla bulundukları duruma adapte olurlar. Zavallı insanların bu adaptasyonundan faydalanmak isteyen açık gözler de, insanların başına yönetici ve lider konumunda geçerler. Bu liderler kendi çıkarları doğrultusunda oluşturdukları sistemlerine insanları adapte ederler. Sistemlerinin içinde olmaya zorlarlar. Kendi kurallarını insanlara zorla dayatırlar. Bu sistemin dışında kalmak isteyenleri ise dışlarlar ve cezalandırırlar. İnsanlar bir müddet sonra bu saçma düzenlere göz yummaya, alışmaya başlarlar. Hatta bazıları hallerinden memnun bile olur. Bir çift kıyafetleri olsa da, 20 saatten fazla çalışsalar da kısaca çok kötü durumda olsalar da başlarındaki şahsı kendilerine ilah edinip ona sevgi dolu sözcükler yağdırarak onu yüceltirler. Çünkü onlara vadedilen hayattaki en değerli şey olan yaşamdı. O kadar körelmişlerdi ki yaşamak yetiyordu onlara. Yaşamın kalitesinin bir önemi yoktur onlar için. George Orwell’in 1984 kitabındaki distopya genel hatlarıyla bu şekildedir. Körü körüne yaşayan insanların gözlerini bir nebzede olsa açıp, her yönetmeye kalkana boyun eğmemeyi, sorgulamayı öğretmeyi amaçlamıştır.
Elbette ki her toplumun bir lidere, bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. Liderin hitap ettiği kitle sefalet içinde yüzerken, bu sistemin başındakiler bolluk içinde yaşıyorlarsa bu bir yönetim değil zulümdür. Liderlerin kendi çıkarlarını gözeterek oluşturdukları bu sisteme, çeşitli yalan ve vaatlerle insanları bu sisteme dahil ederler ya da sistemde tutarlar. Sistemin başındakiler ayaklananları, baş kaldıranları ve sisteme karşı gelenleri ortadan kaldırırlar. Sitemdeki ufak bir pürüz her şeyi mahvedebilir, diğer itaatkar halkı galeyana getirebilir ve uyuyan halkı uykusundan