İstanbul Peygamber'in yolundan ayrıldı
Onu baştan çıkardı kurnaz Batı
Dalarak utanç verici zevklerin koynuna
O ihanet etti duaya ve kılıca
Küçümsüyor artık savaş alanından akan teri
Şarap saati oldu dua saatleri
Söndü inancın kutsal ateşi
....
Puşkin'in Erzurum ve İstanbul'u karşılaştırdığı şiirden bir kesit...
(Erzurum Yolculuğu)
Rus yazar, Puşkin'i daha önce hiç okumamıştım... 2009 yılında Petersburg'da kahve içtiği masayı görmüştüm... Düello'da öldüğünü biliyordum... Kendisine merak duyuyordum.. Nitekim evde olmanın da imkânıyla, bir çok öykü ve romanlarının yer aldığı 564 sayfalık bu kitabı bitirdim.. Ataol Behramoğlu , harika bir çeviriye imza atmış.
Puşkin'in kalemi hafif, sivri değil, alaycı bir yanı da var. Devrini eleştirisi de dozunda. Topuzu yok edecek şekilde vurmuyor. Köylü ve kentli insanları çok gerçekçi ve yalın anlatıyor. Rus halkına değer veriyor. Özellikle köylüsüne. Karakterleri abartılı insanlar değil. Adeta gerçek kişiler. Belki de gerçekler. İçlerinde asker de var, çapulcu da.
Puşkin şiirleriyle meşhur.. Öykülerinin arasında az da olsa şiirleri de bulunuyor.
1829 yılında Rusların Erzurum'u almalarını da bizzat yerinde görmüş ve bununla ilgili yazdığı yolculuk notları da kitaba eklenmiş. O dönem şehirde yaşayan Türk ve Ermenilerin bu işgal karşısındaki tavrını da az da olsa yansıtmış. Esir düşen bir Osmanlı Paşası ile tanıştırıldığı anı da anlatıyor. Orada paşaya şair diye tanıtılıyor. Paşanın cevabı, 'Bir şairle karşılaşmak her zaman hayırlıdır. Şair, dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı vardır, ne de dünya nimetlerinde gözü. Biz zavallılar şan, iktidar ve para peşinde koşarken, o, yeryüzünün hükümdarlarıyla aynı sırada durur ve herkes onun karşısında saygıyla eğilir'. Bu cevap Puşkin'in çok hoşuna gidiyor...İstanbul ve Erzurum'u anlattığı şiir de çok manidardı....
Serdar Bali'nin bir anısı
Ali Kemal de sizi bekledi!
Ali Kemal’le birlikte Beşiktaş’taydık. O yıllar Siyah-Beyazlı kulüp, gece futbolcuların sokağa çıkmasını engellemek için yöneticileri ev ziyaretlerine gönderme kararı almıştı. Futbolcuların gece en geç 11’de evde olması gerekiyordu. Beşiktaş yöneticisi Atıf Keçeci ve arkadaşı gece 23.25’te Ali Kemal’in kapısını vurdular. Kapıyı Ali Kemal’in halası açtı. Atıf Keçeci, “Teyze, merak edilecek bir şey yok. Ali Kemal’i ziyarete geldik. Baklavasını verip gideceğiz, kendisine haber verir misin?” diye maksatlarını izah etti.
Ali Kemal’in halası da işin aslından habersiz: “Ha uşağum, Ali Kemal de 11'e kadar sizi bekledi. Baktı gelmedunuz, o da çıkıp gitti!”