"Geçmiş, hüzün ve edebiyat - beni sadece ağırlığı olmayan bu üç balina ilgilendiriyor." (s.227)
Hüznün Fiziği'ni tek bir türe -romana- indirgemek (her ne kadar yazar bu konuda mütevazi olsa da) büyük haksızlık kanaatimce. Çünkü metinde tarihî, bilimsel, mitolojik ve folklorik onlarca ögeye rastlıyorsunuz. Anılarla, tarihi gerçeklerle ve gelişmelerle, mitlerle ve sosyolojik tespitlerle bezenmiş bir kitap var karşınızda.
Dil ve anlatımı ise tek kelimeyle şahane. Kendisinin de dediği gibi hikayenin veya geçmişin yan koridorlarında -labirentlerinde- dolaşırken kaybolmuyor, Ariadne'nin ipliği misali, kelimelerin peşine takılıp yolunuzu buluyorsunuz. Bazen birinci tekil, bazen de üçüncü tekilde konuşuyor yazar okuyucuyla. Bunun sebebini ve neden klasik öykü tarzını tercih etmediğini de şöyle açıklıyor:
"Hâlâ hayatta olduğumdan emin olmak için birinci tekilde yazıyorum. Sadece kendi benliğimin yansıması olmadığımdan, üç boyutlu olduğumdan ve bir bedene sahip olduğumdan emin olmak için üçüncü tekilde yazıyorum. Bazen bir bardağı itiyorum ve düşüp kırıldığını keyifle not ediyorum. Demek hâlâ varım ve sonuçlara neden olabiliyorum." (s.225)
"Klasik öykü, üzerine her taraftan yağan olasılıkları hükümsüz kılmaktadır. Dünya sınırları belirlenmeden önce, paralel anlatı ve koridorlarla doludur. Tüm olası çıkışlar sadece tereddüt ve kararsızlıklarla oyalanır. Belirlenemezlik ve belirsizlikle dolu kuantum fiziği bunu kanıtlamıştır." (s.226)
Düz bir çizgi üzerinde ilerleyen, başı sonu belli olayların anlatıldığı kurgu severlerin pek hoşlanmayacağı türden bir kitap kısacası. Hüznün Fiziği'nin anlatımı için "düzensizliğin içindeki düzen" demek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
"Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı." (s.174)
Literatürde "karanlık nostalji"