Lady Godot

Lady Godot
@bibliosmiac
Her düşündüğünü kelimelere dökemeyen zoraki mizantrop.
Ufak Bir Gerilim Eşliğinde Empati Şöleni
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 21:50
Bir gün dinleyebileceğim İngilizce bir kitap ararken karşıma çıktı "The Hole" ya da Türkçe çevirisiyle "Çukur". Denk gelişlerin en güzellerinden. İngilizce çevirisi oldukça akıcı ve anlaşılırdı. Kore edebiyatıyla tanışmama vesile olan kitap hakkında bir şeyler yazıvereyim müsaadenizle. Geçirdiği trafik kazası sonrası karısını kaybeden ve kendi de yatağa mahkum bir hâlde kayinvalidesiyle yaşamaya başlayan Oghi'nin kısa ama monologlar ve geriye dönüşlerle bezenmiş oldukça etkileyici bir anlatısı. Oghi, kızının kaybının ve yalnızlığının yasını tutan kayınvalidesinin merhametine muhtaç bir şekilde, sadece göz kırparak iletişim kurabilmektedir. İkisi dışında fizyoterapist, hasta bakıcı ve Oghi'yi ziyarete gelen bir kaç arkadaşı vardır. Ki onlar da daha sonra sahneden çekilir ve empati kurmaktan helak olunan satırlar başlar. Yatağa mahkum olduğu süre boyunca karısıyla olan anılarını hatırlar ve bu anılar Oghi ile karısının ilişkileri hakkında okuyucuya ipuçları verir. Bu geriye dönüşler su gibi akar roman boyunca, bir anda geçmişe bir kapı aralanır ve Oghi'nin hayatına tanık oluruz. Bu kısacık metinde her an diken üstünde olmak, bir yandan acıyıp bir yandan rahatsız olmak ve her bir karakterle empati kurarak hangisinin yerinde olmanın daha kötü olduğunu düşünmek yazarın başarısıdır kuşkusuz. Ve tabii romana adını veren çukur... Yazarın güzel bir metafor ve gerilim ögesi olarak kullandığı çukurlar, bir zamanlar kızının takıntılı bir şekilde bitkilerle uğraştığı bahçesinde anne tarafından canhıraş bir şekilde kazılır ve perde kapanmadan önceki rolünü beklemeye başlar.
The HoleHye-young Pyun · Arcade · 2017139 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İyi Ama Zaman Duyumuz Nerede?
9/10
·888 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 15:50
Thomas Mann'ın 1924'te yazdığı bu romanı okumak da hakkında düzgün bir inceleme yazmak da cesaret ve birikim istiyor. Yine de böyle bir kitabı bitirdikten sonraki düşüncelerimi kayıt altına alma isteğime engel olamadım. Yıllardır kitaplığımda okunmayı bekleyen Büyülü Dağ'a Giorgi Gospodinov'un Zaman Sığınağı sayesinde başladım. Gospodinov'un kitabın girişine Büyülü Dağ'dan bir alıntı eklemesinin nedeni nedir diye merak ederek. İyi ki merak etmişim ve böyle bir motivasyonla bu kitaba başlamışım. "Mekânı duyularımızla, görmeyle ve dokunmayla algılayabiliyoruz, iyi, ama zaman duyumuz nerede?" (s.87) Kitabın kahramanı Hans Castorp'un İsviçre Alplerinde bir sanatoryumda zaman algısını yitirmesi gibi ben de kitabı okurken benzer hislere kapıldım, kitaba başlamamın üzerinden neredeyse iki ay geçmiş ama 1k olmasa bu kadar zaman geçtiğinin farkına bile varamayacaktım. Kitabın içeriği dolu dolu, çoğu konuşmayı veya paragrafı yeterince yetkin olmadığım için tam olarak anlayamasam da yeni terimler ve bakış açılarıyla karşılaşmak, onları araştırmak ve üzerine düşünmek oldukça tatmin ediciydi. Din, politika, sosyoloji, felsefe, zaman, aşk, saplantı, hastalık ve daha nice konuyla ilgili sohbetler ve saptamalar da harikaydı. Ki her bir cümleyi anlayarak okumak kim bilir ne muhteşem olurdu. Kitapta bir kaç ana karakterin yanı sıra onlarca farklı karakter ve onların hikayesi de mevcut. Baş karakter Hans'ın bu karakterler, sohbetler ve izlenimleri aracılığıyla sanatoryumda geçirdiği yedi yıl boyunca yaşadığı değişim ve "olgunlaşma" süreci, romanın iskeletini oluşturuyor denilebilir. Hans'ın yedi yılını geçirdiği sanatoryum gün içinde ne yapacağının belli olduğu bir yer: yemenin, dinlenmenin, yürüyüş yapmanın, muayene olmanın vs. Herhangi bir sorumluluk da yok, gün içinde ateşini ölçmek
Büyülü DağThomas Mann · Can Yayınları · 20211,526 okunma
Karanlık Bir Nostalji - Düzensizliğin İçindeki Düzen
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 00:00
"Geçmiş, hüzün ve edebiyat - beni sadece ağırlığı olmayan bu üç balina ilgilendiriyor." (s.227) Hüznün Fiziği'ni tek bir türe -romana- indirgemek (her ne kadar yazar bu konuda mütevazi olsa da) büyük haksızlık kanaatimce. Çünkü metinde tarihî, bilimsel, mitolojik ve folklorik onlarca ögeye rastlıyorsunuz. Anılarla, tarihi gerçeklerle ve gelişmelerle, mitlerle ve sosyolojik tespitlerle bezenmiş bir kitap var karşınızda. Dil ve anlatımı ise tek kelimeyle şahane. Kendisinin de dediği gibi hikayenin veya geçmişin yan koridorlarında -labirentlerinde- dolaşırken kaybolmuyor, Ariadne'nin ipliği misali, kelimelerin peşine takılıp yolunuzu buluyorsunuz. Bazen birinci tekil, bazen de üçüncü tekilde konuşuyor yazar okuyucuyla. Bunun sebebini ve neden klasik öykü tarzını tercih etmediğini de şöyle açıklıyor: "Hâlâ hayatta olduğumdan emin olmak için birinci tekilde yazıyorum. Sadece kendi benliğimin yansıması olmadığımdan, üç boyutlu olduğumdan ve bir bedene sahip olduğumdan emin olmak için üçüncü tekilde yazıyorum. Bazen bir bardağı itiyorum ve düşüp kırıldığını keyifle not ediyorum. Demek hâlâ varım ve sonuçlara neden olabiliyorum." (s.225) "Klasik öykü, üzerine her taraftan yağan olasılıkları hükümsüz kılmaktadır. Dünya sınırları belirlenmeden önce, paralel anlatı ve koridorlarla doludur. Tüm olası çıkışlar sadece tereddüt ve kararsızlıklarla oyalanır. Belirlenemezlik ve belirsizlikle dolu kuantum fiziği bunu kanıtlamıştır." (s.226) Düz bir çizgi üzerinde ilerleyen, başı sonu belli olayların anlatıldığı kurgu severlerin pek hoşlanmayacağı türden bir kitap kısacası. Hüznün Fiziği'nin anlatımı için "düzensizliğin içindeki düzen" demek yanlış olmaz diye düşünüyorum. "Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı." (s.174) Literatürde "karanlık nostalji"
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,480 okunma
Karanlığın İçinde Bir Parıltı
10/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2025 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2025 17:14
Algernon'a Çiçekler kusursuz anlatımı, konusu ve karakter yaratımıyla kitabın içinde kaybolmanızı; öyle ki karakterler yani başınızdaymış gibi hissetmenizi sağlayan müthiş bir roman. Kitap boyunca pek çok konuyu sorgulayıp üzerine yeniden düşünmeniz kaçınılmaz. Charlie Gordon... Ah Charlie... Nasıl güzel ve unutulmaz bir roman karakteri oldun benim için. Normalin altında IQsuyla dünyaya bambaşka bir pencereden bakan, etrafında olup bitenleri kendine göre algılayan bir insan. Ne var ki, bir denek olarak kullanılmayı kabul eder ve zekası yapay olarak artırılır. Böylece aynı bedende ikinci bir insan dünyaya gelir. Charlie'nin karanlıktan aydınlığa geçişi de denebilir bu sürece. Yine de Charlie'nin önceki Charlie'ye sarf ettiği şu söz oldukça düşündürücü: "Benim ışığımın senin karanlığından daha iyi olduğunu kim söyleyebilir?" s.265 Zekası neredeyse üç katına çıktıktan sonra dünyayı algılayışı, insanlara bakış açısı değişir. Belki de değişir demek yerine "oluşur" demek daha doğru. Bu durumda insanların ona karşı tavırları oldukça üzücüdür. "Beni kendilerini daha üstün hissetmek ve kendi yetersizlikleri içinde güvende kalabilmek için kullandılar. Bir moronun yanında herkes kendini zeki hissedebilir." s.132 Kendisine bir kişilik ve davranış stili oluşturmaya çalışırken bir yandan da önceki Charlie'nin vücudunu gasp ettiğini düşünür. Ne kadar çok şey öğrenirse ne kadar çok bilgiye sahip olursa olsun içindeki boşluğu doldurması zordur çünkü duygusal gelişimi bilişsel gelişiminin gerisinde kalmıştır. Charlie'nin yaşadıklarını, düşündüklerini ilerleme raporu olarak yazması okuyucunun karakterle empati kurması bakımından oldukça başarılı bir teknikti. Anlatımın gücü ve gerçekçiliği sayesinde kendimi bir okuyucu değil, dilsiz bir gözlemci gibi hissettim kitap boyunca. Kurgu
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
Ölüler Diyarında Bir Kayıp Ruh
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2025 15:29
Fantastik ve sürükleyici bir yolculuk arayanlar, Ahtapotun Rüyası'nı okumaya hepiniz davetlisiniz. Fanilerin ve ruhların dünyasının birbirine geçtiği, alternatif bir cehennemin yaratıldığı, pişmanlıklarının ve hayal kırıklıklarının sayfalardan okuyucuya doğru aktığı okunması zevk veren bir kitap. Gizemli bir ormanda Dağkuşu ve Tepegözün sohbetiyle başlayan hikaye, hayatının zor bir döneminde olan ana karakter Hasan'ın antika bir masa aracılığıyla fanilerle ruhlar dünyası arasında sıkışmış bir kadını daha doğrusu kadının ellerini görebilmesiyle daha da ilginç bir hal alıyor. Hasan'ın ve Dağkuşu'nun yolculukları esnasında kendilerini keşfetmeleri, "bağımlılık"larını veya onları içinde bulundukları duruma sürükleyen nedenlerle yüzleşip onları kabul etmeleri etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kitapta en sevdiğim kısım yaratılan alternatif cehennemdi yani ruhlar dünyasıydı. Çektikleri vicdan azaplarına veya yaptıkları kötülüklere göre bazı ruhlar sonsuz bir döngünün içine hapsolurken bazıları da tatmin olmaz birer ruh emiciye dönüşüyorlar. Bu ruhlar dışında Türk Mitolojisi, Şamanizm, Dede Korkut ve Gulyabani detayları da çok güzel yedirilmiş hikayeye. Mistik ve fantastik kurgu severlere keyifli okumalar dilerim.
Ahtapotun RüyasıBarış Müstecaplıoğlu · Doğan Kitap · 2021283 okunma