Lady Godot

Lady Godot
@bibliosmiac
Her düşündüğünü kelimelere dökemeyen zoraki mizantrop.
Zamanda Yokoluş/ Şubat Ayı Öykü Etkinliği
Nereye gittiğini unutmuştu ya da belirli bir yere mi gidiyordu onu bile bilmiyordu. Bugün günlerden neydi? Bugün günlerden neydi? Bu soru kafasında yankılanmaya ve gittikçe de bağırmaya başladı. En sonunda buldu cevabı, “herhangi bir gün gibi Pazartesi veya Salı” dedi kendi kendine, günleri birbirinden ayıran neydi ki zaten, her gün bir diğerinin aynıydı hem de tıpatıp aynıydı. Günleri isimlendirmek ya da en basitinden “gün” demek bile insanların belli bir zamana ait olma çabalarını gösteriyordu, yoksa var olduklarını kanıtlayamayacaklarından korkuyorlardı belki de. Günler olmasa ya da zaman kavramı olmasa yitip gideceklerdi sanki boşlukta. Karnının acıktığını hissetti ama az önce yemişti öğle yemeğini, adı gibi emindi yediğinden. Hatta yediği restorantın önüne gelince durdu, uzun uzun içeriye baktı, evet işte o garsondu az önce çorbayı getiren, karnı onu haksız çıkarmak istercesine guruldayıp duruyordu. İçeri doğru yöneldi, garson onu ilk defa görüyormuş gibi, biraz da şaşkın bir halde “hoş geldiniz” diyerek eliyle masaları gösterdi, bilinçsizce bir masaya oturdu. Garson bu sefer de “ne istersiniz,” diye sordu aynı soğuklukla ve tuhaf bakışlarla. Ne çabuk unutmuştu az önce çorba içen müşterisini. -Çorba istiyorum. “Maalesef çorbamız yok,” diye cevap verdi garson, “sadece haftaiçi çorba servisimiz var.” Demek bugün Cumartesi veya Pazardı, hiç beklemediği bir anda kendini yine zamanın kollarında hissetti, bu histen inanılmaz tiksindi. Çorba yok mu demişti adam? Demek ki restorantı karıştırmıştı, çünkü az önce yemek yediğine yemin edebilirdi. Ayakları yine ona hiç danışmadan kapıya yöneldi. -Başka bir şey almaz mıydınız? Tavuk şiş, karnıyarık, İzmir köfte... Gözü her bir restorantı bir aşinalık yakalarım umuduyla tarıyordu, fakat hiçbiri tanıdık
Reklam
Verimli ve Keyifli Geçen Bir Şubat'ın Ardından
Kitap ve yazar etiketlemeyi de öğrendiğime göre ( Gamze Ö. 'in bir miktar başını ağrıtarak:) neden teorik bilgilerimi pratiğe dökmüyorum ve bir Şubat ayı okuma listesi hazırlamıyorum ki dedim. (Halbuki uygulamayı güncellemem gerekiyormuş, bütün fosforları kitaplara döktüysem demek :)) 1. Kabuk Adam 2. Oyunun Antropolojisi 3. Göğe Bakma Durağı 4. Karanlığın Sol Eli 5. Hatırla 6. Kum Kitabı 7. İnce Memed 2 8. Yıkıma Giden Adam 9. Kaçan Ayna 10. Şimdiki Çocuklar Harika 11. Martin Eden 12. Mahalle Kahvesi Bunlardan Martin Eden ve Hatırla en etkilendiğim kitaplar oldu 🖤 Umarım Mart ayı da 1000K ahalisinin hedeflerini tutturduğu, keyifli okumalar yaptığı bir ay olur.
1000Kitap
Ocak Ayı Hikâye Etkinliği / Yitip Gidenler
"Kar neden yağar, kar?" Bunu daha önce birisi sormuştu, kimdi hatırlıyor musun? Hatırlamıyorsun. Hafızan eskisi kadar iyi değil ve ne zaman ona başvursan verdiği cevapları güvenilir bulmuyorsun. Haklısın da... Hafıza kadar yanıltıcı çok az şey var hayatta. Sahip olduğun yegâne şey belki de, yine de o bile bir zaman sonra sırtını döndü işte sana. En son ne zaman izlemiştin karın böyle güzel yağdığını? Kızın ve torunların sömestre tatilinde seni ziyarete geldiğinde mi? Kartopu da oynamış mıydın torunlarla? Hani sert atmaya kıyamazdın da canları acımasın diye sırtlarına atardın yumuşakça. Onlar da bir olup güçlerinin yettiğince saldırırlardı sana hani... Bir süre sonra yorulup nefes nefese olduğun yere çökerdin de çocuklar üstüne atlardı. Senin "haydi kardan adam yapalım" lafınla sevinçten eve fırlayıp havuç ve zeytin getirirlerdi. Daha sonra etrafta ne kadar kar varsa toplayıp önüne yığarlardı, sen de onları birleştirip kardan adama can verirdin. Yeterince büyük ve sağlam olduğuna kanaat getirdiğinde, onların son dokunuşları yapması için havucu ve zeytini ellerine tutuştururdun. Onlar da büyük bir heyecanla ve sanatçı titizliğiyle gözlerini ve burnunu yerleştirirlerdi kardan adamın. Şaheserinize uzun süre hayran hayran baktıktan sonra, kızının "yemek hazır" diye çağırmasıyla eve girerdiniz. Yemekte, yaptıklarınızı ballandıra ballandıra anlatırken bir daha yaşamış kadar olurdunuz. Yemek bitiminde kızın, "baba hadi bize sobada kestane yap" derdi ve bir koşu mutfağa gidip kestaneleri suya koyardın. Sen kestaneleri çizerken torunların seni büyülenmişçesine izler, sobanın üstündeki kestaneleri çevirmek için birbiriyle yarışırdı. Pişen kestane kokusuyla birlikte odaya huzur yayılırdı. En son kendini ne zaman bu kadar işe yarar hissettin? Temizlikçi kadın mı sormuştu bu
Yorgun Zihnin Yolculuğu / Aralık Ayı Hikaye Yazma Etkinliği
- - - İstasyona yaklaşırken adımlarımla beraber kalp atışımın da hızlandığını hissediyordum. Oradan oraya koşuşturan insanlara çarpmamak için büyük bir gayret göstererek gözlerimle peronları taradım. İki kez baştan sona bütün peronlara göz attıktan sonra treni gördüm ve artık daha sakin olmaya çalışarak adımlarımı yavaşlattım. Trenin hareket etmesine daha yirmi dakika vardı ve ben bu süre içinde kendimle biraz başbaşa kalıp bir durum değerlendirmesi yapmak istiyordum. Bunun için önce kendime uygun bir yer bulmalıydım. Fakat görünüşe bakılırsa istasyon, bu isteğim için fazla kalabalıktı. Ben de on adım ilerideki yaşlı bir adamla kadının oturduğu bankı gözüme kestirdim. Banka doğru yaklaştığımda tedirgin oldularsa da aldırış etmedim, kısacık vaktimi daha fazla yer aramaya ayıramazdım çünkü. Şöyle bir kıpırdandılar ama yine de oturabilmem için gösterilen bir çaba değildi bu. Bütün bunları görmezden gelerek o küçücük boşluğa yerleşiverdim. Böylece zihnimde yersiz yurtsuz oradan oraya gezinen düşüncelerimin de kendine bir sığınak bulacağını düşünüyordum belki de. Ama öyle olmamıştı; aksine tam bir kaos yaşanıyordu zihnimin içinde. Bir tarafım içinde bulunduğum mekanı sorguluyordu, bir tarafım çığlık çığlığa mekansızlığı istiyordu. Bedenim banktaki bu küçücük boşluğa sığıyordu da ruhum okyanus misali taştıkça taşıyordu. Haksızlıktı bu; ruh özgür olmalıydı, nasıl bedenle aynı boşluğa sığsındı? Tenimi yırtıp çıkmak, bütün dünyaya hatta bütün evrene yayılmak istiyordu. Aynı anda bir çok yerde olabilmek ve her şeyin ayrı ayrı tadına varabilmek... Tam şu anda hem Tibet'te bir keşişler topluluğunun içinde bedenini buz gibi suyun altında terbiye etmek, hem Avustralya'da Aborijinlerle ava gidip bumerangı ustaca kullanabilmek hem de Mars'ta her şeyden bihaber