10/10
·520 syf.··
2026 5. kitabı
·
168 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 21:45
İsm-i A'zam'ın hakkına ve Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın hürmetine ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın şerefine, bu Mektubat'ı bastıranları ve mübarek yardımcılarını ve Risale-i Nur talebelerini Cennetü'l-Firdevs'te saadet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmîn... Ve hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede daima muvaffak eyle. Âmîn... Ve defter-i hasenatlarına Mektubat Mecmuasının herbir harfine mukabil bin hasene yazdır. Âmîn... Ve Nurların neşrinde sebat ve devam ve ihlas ihsan eyle. Âmîn. Yâ Erhamerrâhimîn!.. Umum Risale-i Nur şakirdlerini iki cihanda mes'ud eyle. Âmîn... İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza eyle. Âmîn... Ve bu âciz ve bîçare Said'in kusuratını affeyle. Âmîn... Umum Nur Şakirdleri namına Said Nursî Mektubat - 524
MektubatBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 19964,465 okunma
Karaktere bir mektup belkide...
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 10:36
Ah Cemil Bey ah! En başlarda anlayamadım neler olduğunu, kafam karışmıştı. Anlamaya çalıştım yaşadıklarınızı, düşündüklerinizi; üzüldüm başlarda. Sonra kızdım, nefret ettim. Dönüşmeyeceğiniz bir karaktere dönüştünüz, anlam veremedim. Bizzat sevip sevildiğiniz kişinin canını yaktınız alabildiğine. Sizi kınamıyorum, zira hâlâ yaşamaya devam ediyor ve yarınımı bilmiyorum; ama her ne olursa olsun yaptığınız işkenceyi affedemiyorum. Acı bir çocukluğunuz olsa da bazı şeyleri yapmamanız gerektiği konusundaki düşüncemde ısrarcıyım. Fırsatınız varken doğru yolu buldunuz; Allah affeder elbet, haddim değil ama yaşatılan ağır şeyler insanlar tarafından kolayca silinip atılamıyor malumunuz. İnsan bir nefis taşıyor; sizi şiddete yönlendiren nefis, bizi kin tutmaya zorlayabiliyor. Lakin geç de olsa doğruyu bulmuş olmanıza, oğlunuzla aranızı düzeltmenize ve yakın dostunuza kavuşmanıza çok sevindim. Yakın dost! Süreyya... Kardeş gibiydiniz. Sizin gitmek isteyip yerinizde kalmanız gereken durumlar vardı, Süreyya öyle değildi tabii. Ne güzel anlaşırdınız, her gün beraberdiniz. Candan dostunuzdu; öyle ki aynı kadını sevdiğinizde bile dost kalmıştınız. Süreyya, Sakine’yi seviyordu; bunu sana da anlatırdı hep. Senden sır çıkmazdı, gönlündeki yalnızca sendeydi, kimsecikler bilmiyor sanıyordun ama yanıldın. Can dost dedik ya, o farkındaydı. Daha doğrusu Sakine’ye açılıp ondan "Cemil’i seviyorum," cümlesini duyduktan sonra fark etti. Sana anlattı, anlattı, anlattı... Sen bir taraftan arkadaşın için üzülürken, diğer taraftan duygularının karşılıksız olmamasına sevinir gibiydin; ama öyle bir hâl ki ne sevinebildin ne üzülebildin. Süreyya senin hep yapmak istediğini yapmak için fırsat bulmuştu artık: Gitmek... Dostunun düğününde sağdıçlığını yaptıktan sonra çekip gitmek, dünyayı gezmek. Kalması
1000Kitap
AntikacıBahadır Yenişehirlioğlu · Timaş Yayınları · 20221,669 okunma
Reklam
Üçüncü Sır
Puan vermedi
"Şu hadsiz kâinâtı şenlendiren, bilmüşâhede (gözle görünen), rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcûdâtı ışıklandıran, bilbedâhe (açıkça), yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyâcât içinde yuvarlanan mahlûkâtı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve, bir ağacın bütün hey’etiyle (yapısıyla) meyvesine müteveccih (yönelen) olduğu gibi, bütün kâinâtı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine (yardımına) koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhâtab ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir." Ey insan, madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-ı mahbubedir. "Bismillahirrahmanirrahîm" de, o hakikata yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacatın elemlerinden kurtul ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatıyla ve şefaatıyla ve şuaatıyla o Sultan'a muhatab ve halil ve dost ol! Evet kâinatın enva'ını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hacatına kemal-i intizam ve inayet ile koşturmak, bilbedahe iki haletten birisidir: Ya kâinatın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor. -Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhalâtı intac ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultan-ı Mutlak'ın kudreti bulunmak lâzım geliyor.- Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlak'ın ilmi ile bu muavenet oluyor. Demek kâinatın enva'ı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir. Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki: Bütün enva'-ı mahlukatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Yeni Asya Neşriyat · 20106,8bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Sabahattin Ali bu romanda, insanın iç çatışmalarını, kararsızlıklarını ve ahlaki zayıflıklarını oldukça gerçekçi ve çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş. Okuru rahatsız eden ama düşündüren bir yönü var çünkü anlatılanlar aslında herkesin kendinden bir parça bulabileceği türden. Çünkü insan çoğu zaman yaptığı hataların, aldığı yanlış kararların sorumluluğunu üstlenmek yerine bunu dışsal bir güce veya içimizdeki şeytana yükler. Aslında kötülüğün ya da zayıflığın dışarıda değil, insanın kendi içinde olduğudur. Çok beğendim. Alıntı: Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,8bin okunma
8/10
·456 syf.·
2026 104. kitabı
Ah seher ahh beni çok yordun seninle yürüdüm,seninle kavgalar ettim birbirimizin hırçınlıklarını aştık ve birlikte dünyanın sonuna kadar yürüdük.Çokca anliyorum seni evden eve yolculuklar ait olamama durumu yapayalnız kalma her şeyi... Sana sarılmak,saçını taramak istedim geçicek evet geçiyor bir şekilde hayatta kalmaya devam ediyoruz.... Ogo (Oğuz) sen ne muhteşem bir arkadaştın şu hayatta herkesin senin gibi bir arkadaşı olmalı. Vesna ve Kader kesinlikle tek kitapta kalmaması gereken karakterlerdi. Ve Şerbet hanim ahh ödüm koptu biçare yapayalnız kalacaksın diye ama Nermin Yıldırım seni oralarda biçare bırakmamış. Puan kırma nedenlerime gelirsek, Seherin annesinin onu neden terk ettiğine açıklık getirmemesi,lanet olsun hatirladim dedi ama dahasi gelmedi,kader neden o haldeydi bir de "KIRÇILLI" N.Y hanim sözlüğe baktim ama olur olmaz yerde kullandığınızı düşünmeden de duramadim. P.S. unutma beni apartmanina selam çakmaniza da sevindim.
2026 Okuma Raporları
EvNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20206,8bin okunma
bedel ödeyen türk kelebekleri..
Puan vermedi·255 syf.··
2026 194. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:54
1914 yılında I. dünya savaşına dahil olan osmanlı devleti dört yıl sonra, 30 ekim 1918de, mondros ateşkes antlaşması ile farklı cephelerde aynı anda verdiği savaşı sonlandırır.. bu antlaşmadan iki hafta sonra, 13kasım 1918de, işgal kuvvetleri donanmaları istanbulun önemli stratejik ve askeri yerlerini kontrol altına almak üzere istanbula gelirler.. osmanlı devletinin I. dünya savaşına dahil olmasından beri kargaşanın, kaosun eksik olmadığı istanbulda artık kargaşa, kaos en üst seviyededir.. istanbulda hayat pahalılığı had safhaya ulaşmış, şehirde yaşayan bazı ermeniler, rumlar, yerli işbirlikçiler istanbul halkına her anlamda zulüm çektirmek için birbiriyle yarışır hale gelmiş, şehirde ikamet eden kadınların canı, namusu daha bir tehlikeye girmiş, işgal kuvvetlerinin şehirdeki varlığı asayişi sağlamak bir kenarda dursun işgal kuvvetlerinin şehir halkına yaptıkları asayişsizliği körüklemiştir.. işte genel olarak bu şartlar altında olan işgal istanbulunda bir polis vardır.. bu polis mehmet cemil efendiden başkası değildir.. kendisi, mehmet cemil efendi, biraz da babasının hatırı gözetilerek kayırılmış, bu şekilde polis olmuştur.. şöyle ki; makedonyanın manastır bölgesi türklerinden olan ve muhtemelen 19. yüzyılın sonlarında istanbula gelen lütfiye hanım, tahir efendinin çocuğu olarak dünyaya gelen mehmet cemil, ortaokulu bitirdikten sonra imalatı harbiye usta mektebine yazılır, iki yıl üst üste son sınıfta kalınca okuldan kaydı silinir.. yukarıda da kısaca anlattığım gibi o dönemin istanbulunda ekonomik olarak ayakta kalmak için geçer akçe devlet memuru olmaktır.. zira sırtını işgalcilere yaslayan mutlu azınlığın olduğu şehirde alnının akıyla ticaret yapmak ve para kazanmak çok çok zordur.. kaldı ki o dönemin istanbulunda yaşayanı bunu göze alsa bile ticarete
Şeytan Adası'nda Bir TürkCemil Eryürek · Ötüken Neşriyat · 202122 okunma
Reklam
Reklam