Gerçekten, Atatürkçülüğün özü, «çağdaş uygarlık düşeyine erişme» hedefinde bulunmak gerekir. Yoksa, halka rağmen, biçimsel batılı değerleri topluma benimsetme çabalarının, —bir aydın azınlığı dışında— başarılı olamadığı besbelli değil mi? Mete Tunçay, Atatürk'e Nasıl Bakmak (1978)
Avangard, İsyan ve Üslûp*
Besim F. DELLALOĞLU** * 9-10 Mayıs 2008’de Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ile İstanbul Psikanaliz Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Gençlik ve Başkaldırı” başlıklı sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur. ** Doç Dr. Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Özet: Avangard, isyan ve üslûp arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Hem kavramsal olarak hem de tarihsel olarak avangard her zaman isyan ve üslûba yakın olmuştur. Bu yazıda, bu kavramlar arasındaki ilişkiler tartışılmaktadır. Ayrıca, Franz Kafka ve Fernando Pessoa örnekleri üzerinden, melankolik avangard ve şizofrenik avangard kavramları önerilmektedir. İzin verirseniz ben bugün somut olmaktan çok soyut bir isyandan söz etmek istiyorum. Dolayısıyla 68’den değil, ama onu da kapsama alanı içine alabilecek olan avangard kavramından bahsetmek istiyorum. Yani tarihsel olmaktan çok, kavramsal bir açıdan konuşmak istiyorum. Bunun da iki temel nedeni olabilir. Birincisi bir itiraf. Mesleki deformasyon. Felsefi bir dilden konuşurken sürekli olarak kavramsallaştırma eğilimi taşımak gibi. İkincisi ise bir umut. Çünkü kavramsal bir avangard, tarihin koşullarından en azından göreli bir özerkleşmeyi ve dolayısıyla imkânsızı hâlâ ve hep imkânın ufkunda tutabilmeyi işaret eder sanki. Avangard’ın kendisi bir metafor zaten. Askerî bir kavram. Bir ordunun öncü birliklerini ifade ediyor. Bir askerî gücün en nitelikli, en zinde, en cesur, en yiğit, en gözüpek, en fedakâr birliklerini anlatıyor. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren öncü sanat akımlarını eğretiliyor. Askerî ve estetik anlamda avangard savunmadan çok hücumu ifade ediyor. Ya da en azından savunmaya geçmeden hemen önceki ânı. Askerî olanla estetik olanın imkânsız ortalaması siyaset belki de. Avangard aynı zamanda çok
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tarihsel Süreçte Egemenlik Biçimleri: 6
Tarihsel süreç incelendiğinde, düşünsel dogmalardan ekonomik egemenliğe uzanan çok katmanlı bir tahakküm biçiminin sürekliliği görülmektedir. Skolastik düşünce feodal yapının ideolojik meşruiyetini sağlarken, Engizisyon bu düzenin korunmasında şiddet araçlarını kullanmıştır. Fransız İhtilali gibi devrimler, görünürde halkın özgürlüğü adına gerçekleşmiş; ancak uzun vadede yeni egemen sınıfların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bugün ise bu egemenlik, çoğunlukla oligarşik bir yapı içerisinde devam etmekte; halkın katılımı, yalnızca biçimsel bir demokrasi çerçevesinde sınırlı kalmaktadır. Bu aslında burjuva demokrasisidlr. Fransız ihtilali ile kazanan burjuvazi bütün siyasal güçleri kendinde toplayarak kendi hegomanyasını kurdu ve kapitalizmin ortaya çıkmasına sebep oldu. Gerçek özgürlük ve eşitlik, yalnızca siyasal yapıların değişmesiyle değil, aynı zamanda bireylerin düşünsel ve ekonomik bağımsızlığını elde etmesiyle mümkün olacaktır. Mahir Çayan ın kesintisiz devrim kitabında bahsettiği suni denge modern çağın görünürde demokratik ama pratikte oligarşik yönetim biçimlerine uzanan bu dönüşüm, yalnızca sistemlerin değil, sınıflar arası güç ilişkilerinin de evrimini yansıtır. Özellikle Mahir Çayan’ın ortaya koyduğu “sunî denge” kavramı, egemen sınıfların, kitlelerin gerçek sınıfsal taleplerini bastırmak için yarattığı geçici istikrar politikalarını anlamada son derece işlevseldir. Spartacus
Tarih-Araştırma
YÖNTEM Yukarda, Marx ve Engels ile Lenin arasında İkinci Enternasyonal oportünizminin egemen olduğu uzun bir dönem bulunduğunu söyledim. Açıkçası, sözkonusu egemenliğin biçimsel olmayıp gerçek olduğunu da eklemeliyim. Biçimsel olarak, İkinci Enternasyonalin başında, Kautsky ve diğerleri gibi "sadık" Marksistler, "Ortodokslar" bulunuyordu. Ama gerçekte, İkinci Enternasyonalin esas çalışmaları, oportünizm çizgisini izliyordu. Oportünistler, küçük-burjuva nitelikleri gereği ve uzlaşmalara eğilimlerinden ötürü burjuvaziye uyuyorlardı, "Ortodokslar" ise, "birliğin korunması" uğruna, "parti içinde barış "m sağlanması uğruna, oportünistlere uyuyorlardı. Sonuç, oportünizmin egemenliği idi, çünkü burjuvazinin siyasetini "Ortodoks'ların siyasetine bağlayan zincirde bir kopukluk yoktu. Bu dönem, kapitalizmin nispeten sakin bir gelişme dönemi, emperyalizmin felâketli çelişkilerinin henüz açıkça belirmediği, işçilerin ve sendikaların iktisadî grevlerinin az-çok "normal" bir biçimde geliştiği; seçim savaşımının ve parlamento gruplarının "başdöndürücü" başarılar sağladığı; legal savaşım biçimlerinin övgülerle göklere yükseltildiği ve legalite yoluyla kapitalizmin yenilebileceğine inanıldığı bir savaş-öncesi dönemdi. Kısaca, bu dönem, İkinci Enternasyonal partilerinin kendilerini besiye çekip semirdikleri, ve devrimi, kitlelerin devrimci eğitimini ciddî olarak düşünmek istemedikleri bir dönemdi. [sayfa 16] Tutarlı bir devrimci teorinin yerini, birbirine karşı teorik tezler, kitlelerin gerçek devrimci savaşımından kopmuş ve modası geçmiş dogmalar haline gelmiş teori parçaları almıştı. Görünüşü kurtarmak için, Marx'ın teorisi elbette anılıyordu. Ama bu, Marksist teorinin canlı, devrimci ruhunu boşaltmak için yapılıyordu. Devrimci bir politika yerine, zayıf ve cılız küçük-burjuva
Bilim
STALİN - LENİNİZM'İN İLKELERİ STALİN LENİNİZMİN İLKELERİ İÇİNDEKİLER 1 LENİNİZM'İN İLKELERİ 2 İÇERİK 3 I. LENİNİZM'İN TARİHSEL KÖKLERİ 4 II. YÖNTEM 5 III. TEORİ 6 IV. PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ 7 V. KÖYLÜ SORUNU 8 VI. ULUSAL SORUN 9 VII. STRATEJİ VE TAKTIK 10 VIII. PARTİ 11 IX. ÇALIŞMA TARZI LENİNİZM'İN İLKELERİ Leninizmin İlkeleri, Stalin'in “Les Questions du Léninisme” (Editons en Langues Entranges, Moscou 1941) adlı kitabından, "Des Principes du Léninisme" ve "Questions du Léninisme" adlı yazıları, "Leninizmin İlkeleri" adıyla Sol Yayınları tarafından Mart 1978'de Dördüncü Baskı olarak (Birinci baskı: Aralık 1969) yayınlanmıştır. Bu ilkeler pratik olarak 1936 SSCB Anayasası'nın temelini oluşturmaktadır. İÇERİK 1924 Nisan başlarında Sverdlov Üniversitesinde verilen konferanslar, Bu sayfaları Lenin kampanyasına sunuyorum (J. Stalin).
Felsefe