Psikanaliz kimi zaman düş ile film arasında biçimsel benzerlikler yakalamaya çalıştı - René Laforgue'a göre, film bir tür kolektif düştür, Lebovici'ye göreyse düş gördüren bir düş. Psikanaliz film sentagmatiğini ilksel sürece indirgemeye çalıştı, fakat aileci ve Oidipal modellere, kasten bunların hizmetine koşulduğunda bile indirgenemeyen toplumsal imgeseli bir normalleştirme çabası olduğu için, onun özgüllüğünü asla anlayamadı. Psikanaliz şimdi kendini istediği kadar dilbilimle ve matematikle doldursun, birey ve aile konusunda aynı genellemeleri gevelemeye devam ediyor.
Sayfa 365·Kitabı okudu
Devlet merkezli uluslararası ve bölgesel düzen anlayışları, teorik olarak önemsiz gördükleri ulus ötesi ve devlet altı oluşumları göz ardı eder. Bu nedenle, sınır ötesi bağlantıların yalnızca varlığını değil, değişen niteliğini de gözden kaçırırlar. Ortadoğu'da devlet sisteminin oluşumundan bu yana, egemen gruplar diğer devletlerdeki siyasi gidişatı etkilemek için geçmişten gelen sosyal ve ticari ağlara dayanmıştır. 1950'lerde meyvelerini veren devrimci toplumsal hareketlerin yükselişiyle birlikte ideoloji, bölge siyasetinde geçer akçe hâline geldi. Devrim sonrası devletler ülke içindeki hegemonya iddialarını gerçekleştirmelerine yarayan ideolojik hareketleri destekledi. Bu kitapta ele alınan örnekler arasında Nasır'ın Baas Partisi'ni ve Arap Milliyetçileri Hareketi'ni ya da İran'ın 1980'lerden itibaren Hizbullah'ı desteklemesi yer alıyor. Görünüşte Hizbullah, İran'ın çıkarlarını ve dünya görüşünü yabancı ülkelerde geliştirmiştir. Ama daha önemlisi, İran devletinin iki hegemonya iddiasını -aktif biçimde Siyonizm karşıtı olmak ve kendini devrimin ihraç edilmesine adamak- hayata geçirerek İslam Cumhuriyeti'nin üretim koşullarının yeniden üretilmesine yardımcı oldu ve böylelikle İran'ın ideolojik devlet aygıtının bir parçası hâline geldi. Bu anlayış Hizbullah'ın da kontrole sahip olduğu gerçeğini reddetmez ve bu grubun esas itibariyle "Lübnanlı" olmadığı anlamına gelmez. Daha ziyade Hizbullah'ın İran devleti açısından taşıdığı yapısal değeri ortaya koyar ve dolayısıyla Ortadoğu'da devlet hegemonyasının ve egemenliğinin ulus ötesi boyutlarını ön plana çıkarır. "Özel" sivil toplum kuruluşları da fiziksel olarak bulundukları devletlerden bağımsız hareket eder ve kendilerini onlardan ayrı, hatta onlara karşıt görür. Reformcu muhalif hareketler, devletlerin hegemonya
Sayfa 28·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
İslam dünyasında tek reform varsa Atatürk’ün yaptığı reform’dur, gerisi hiçtir. Biz kendimiz yaptık. Bize dışarıdan bir şey empoze edilmedi. Biz Türk milleti olarak, kendi devrimmizi yaptık. Ruslar da da halk yapmadı. Bizde halk savaştı. O savaştan sonra devletin kendisine sunduğu sistemi kabullendi. Kavga, gürültü çok sınırlıydı. Laikliği, yeni harfleri, giyim-kuşamı kabul etti. Dünyada bizim kadar gürültüsüz patırtısız, çabuk olan devrim yoktur. Ve bu devrim, İslam dünyasındaki en büyük devrimdir. Biz eğer bugün başkalarına göre biraz daha adama benziyorsak, bu yüzdendir. Şimdi onun kavgasını yapıyoruz: toplumun birikmiş adaleti ve demokrasi adı verilen Uydurma sistemle(yani bizdeki Uydurma) bugüne kadar geldik. Aslında demokrasi kuramsal olarak güzel de, uygulanması olanaksız. Türkiye’nin temel sorunu orta Çağ bağnazlığı ile kavganın her planda sürmesidir. Laikliğin temeli hukuktur . Din hukuku değil, lâik hukuk; yani din dışı bir hukuk olacak. Sorun biçimsel olarak bu. eğitim dersen, eğitimi biz 19. yüzyıldan beri değiştirmeye, modernleştirmeye, Avrupa’dan her şeyi almaya gayret ediyoruz. Yani onu Cumhuriyet yapmadı. Cumhuriyet, bilinçli ve ilkeli olarak aynı şeyi devam ettirdi. Avrupa’da bim var; sen de bilimi ve teknolojiyi alacaksın; ister al ister alma; almazsan esir olacaksın, alırsan eşit olacaksın. Daha eşit olamadık ama. Bunun dışında neyi tartışıyorlar, o belli değil. Demokrasi ise, bizde bir türlü uygulanamıyor. 
Sayfa 45·Kitabı okudu
KİTABIN ÖZETİ
Burası insanların yaptığı kocaman bir tepeydi (21). Urfaya Edessa ismini İskender Makedonya’da şelaleri ile ünlü kendi şehrinin adını vermiştir (25). MÖ. 12 ve 11. Binli yılarda planlı ve amaçlı besin üretimi söz konusudur. Orak, havan taşı ve havan eli gibi arkeolojik buluntular, bitkisel besinlerin artık insanların beslenmesinde kalıcı bir rol üstlendiği ortaya koymaktadır. Natuf’u takip eden kültür evresi PPNA (yani çanak çömleksiz Neolitik A) MÖ 10. Binyıla tarihlenmektedir. Artık bu dönemde yerleşik hayat ve tarım ürünlerinin planlı üretimi bilinçli bir stratejiye dönüşmüştür. Neolitik Çağ’a giden eşik artık o dönemde aşılmıştır. Bu sürecin, insanoğlunun kültürel gelişimindeki önemi bilinmelidir. Bu nedenle de bu gelişme Neolitik devrim olarak tanımlanmaktadır (39). Neolitik Çağ’da evcilleştirilmiş hayvan çeşitlerinin yabani olarak bulunduğu Toroslar’ın yükseltili kenar bölgesi ile Zağros Dağları’nın olduğu (51). Neolitik yaşam biçimini arkeolojik olarak ispatlayan ölçütler, tarım ürünleri ve evcil hayvanların varlığıdır (63). Neolitik çağda havan evcilleştiriliyor hayvanı doyurmak gerekiyor. Hayvan ot yiyor. Hayvan gübre veriyor. Hayvan tohum veriyor. Hayvan toprağı sürüyor. Böylece tarım aleti oluyor. Evcil hayvan doğaya salınamıyor. Tarım ürünü gerekiyor. Bu duruma arkeolojik olarak bakıldığında, insanlar, yeni edinilen evcilleştirilmiş hayvan sayısını koruyabilmek için, evcilleştirilmiş hayvanların yabani türlerle melezleme sürecini başlatmış ve böylece var olan evcil hayvan sayısını kontrol etmekte başarılı olmuşlardır (64). Eski ev hayvanları ve kültür bitkilerinin bütün yabani türleri Bereketli Hilal’de bulunmaktadır ve tüm bu yabani türlerin hep birlikte görüldüğü tek yer sadece Bereketli Hilal’dir. Sadece burada insan, Eski Dünya’daki ilk Neolitiğin özünü
Faşizm, devlet-Parti-hükümet ayrımına yer vermeyen bir düzen çeşididir. Bu düzende, devletin kişiliğiyle hükümetin kişiliği arasında bir fark yoktur. Bu çeşit düzenlerde, hükümetin manevi kişiliği kavramını, devletin manevi kişiliği şeklinde anlamak gerekir. Çünkü faşizmin dayandığı ideoloji bu Siyasal temele bağlıdır. Faşizmin benimsediği bu kavramın demokratik hukuk devletinin değeri yoktur. Çünkü, devletin temel organları, biçimsel olarak, yasama -yürütme- ve yargı olarak üçe ayrılır. Yürütme, ulus adına egemenlik kullanan yetkili organ değildir. Yetkili organlar, yasama ve yargıdır. Devleti oluşturan organların tek başlarına manevi kişilikleri olamaz. Bu kişilik sadece, ülke içinde en büyük tüzel kişilik olan devlete özgüdür.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Bilinç, bir anlamda, yeğinliklerin bütün biçimsel kapanma sistemlerinden faydalanmaktan ibarettir.
Sayfa 442·Kitabı okudu
Felsefe
Reklam
Reklam