Sevmek, ayrılık, ölüm... Birbirine ne kadar da uzak görünürdü bu kavramlar eskiden. Sevmekle başladı önce her şey. Sonra sevilmekle devam etti. Zaman bir çırpıda geçiverdi. Ayrılık bir çığ gibi düştü üzerimize. Ayrılık, hasret, kavuşamamak... Yolun sonu değildir, bitiş hiç değildir. Hep bir umut taşır içinde aslında, hep bir gelecek sevinci. Ta ki sevdiğinin bir başkasına kelepçelendiğini görene kadar. Başkasına can olmuş bir sevgiliyi görmek yolun sonuymuş, bitişmiş. İçinde taşınan umutların yok olduğu, gelecek sevincinin yandığı bir görüş. Meğer başkasına gönül yoldaşı olduğunu görmekmiş ölüm. Bunca yılın öğrettiği en acı gerçek belki de bu. Nefesin, sesin, bakışın, adım atışın, düşüncelerin... Hepsi yerinde iken ölmekmiş . Bir türkü sığınağımdır bu gece, bir türkü içimde dönüp duran çaresiz çığlığım:
"Ben sevdim eller aldı,
Niye ben ölmüş müyem?"