insanlar, diye düşündü
ne görüyor ne duyuyorlar
bin kere, dedi, söyleyeceğim hepsi için
"sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim..."
kuşatılmıştı insanlarla, yanından geçip giden insanlarla, önlerine çıktığı için hızlı adımlarla etrafından geçtikleri siyahlar içindeki kızı görmeyen acelesi olan insanlarla
nasıl anlayamıyorlar, diye düşündü derdâ yanlarından geçiyorum buradayım, aralarında ama hiçbirinin umurunda değilim görmüyorlar bile beni hepsi de kör olmuş ya da bu çarşaf, görünmezlik kumaşından...
olmak istediği ben'e kavuşmak, tüm zevkleri tatmasını sağlardı ama olmak istemediği bu ben'i olmak zorunda kalan bu kendi, onun işkencesidir: kendinden kurtulamamanın işkencesi.
umutsuzluğa düşülen her an, umutsuzluğa yakalanılır; şimdi, gerçek geçmiş haline gelerek durmadan yok olur, umutsuzluğun her gerçek anında umutsuz kişi olası tüm geçmişi bir şimdi gibi taşır.