Yine bu (mantıksal) kuvvet sayesindedir ki vardığımız bir sonucun kesin bir bilgi mi yoksa sadece bir sanı mı olduğunu, bir şeyin kendisi mi yoksa hayali ya da misali mi olduğunu ayırt etme imkânına kavuşuruz. Yine onunla başkalarından öğrendiğimiz veya başkalarına öğrettiğimiz şeyleri sınayabiliriz.
Hızır-Mûsâ kıssasından anlaşıldığına göre, varlık
alemindeki gerçekler yalnızca duyularla algılananlardan ibaret değildir. Beşerî bilgi sadece varlık âleminin bir boyutunu kavramaya imkan sağlar. İnsan, zahirî kavrayışıyla gaybî alanda mahfuz tutulan ilâhî bilginin içyüzüne vakıf olamaz. Varlığın insanlar tarafından bilinmeyen hakikatleri ancak Allah tarafından bilinebilir.
Allah'ın evrendeki bazı fiillerini, insanın, sınırlı varlık koşulları çerçevesinde makul bulması imkansızdır. Bu fiillerin, insanın bilemeyeceği gerçekçi sebepleri vardır. İşte bu yüzden Allah'ın yaptıkları, insanî ölçülere göre doğru ve yeterli bir şekilde değerlendirilemez. Sınırlı bilgiye dayalı insan yargıları, bilgisine sınır çizilemeyen Allah'ın davranışlarının içyüzünü tam olarak anlayamaz. Aklî alanın kapsadığı bilgi, gaybî alanın bilgilerine oranla oldukça sınırlıdır. Akıl ve duyular yoluyla elde edilen bilgiler eksik, sınırlı ve insana göre izafî olarak doğrudur.
Yeniden canlanan balık olarak tasvir edilen Hızır -tıpkı ilk insan Âdem gibi-, bir danışman, kutsal ruh ve kardeştir. Hz. Mûsâ onu her koşulda yüksek bilinç olarak kabul etmiş ve onun tarafından eğitilmeyi istemiştir. Hz. Mûsâ ile Hızır'ın buluşma simgeciliği, iki denizin buluşma simgeciliğinin karşılığıdır. Fizik dünyanın denizi, Hz. Mûsâ gibi dışardan bilmeyi temsil ederken, Hayat suları Hızır tarafından kişileştirilmiştir. Nitekim iki denizin birleşmesi durumunu sembolik/işârî manada yorumlayanlar, Hızır ile Hz. Mûsâ'nın temsil ettiği bilgi türlerinin karşı karşıya gelmesi olarak değerlendirmişlerdir. Hızır'ı gayb bilgisini temsil eden bilgi denizi, Hz. Musa'yı da görülen âlemin bilgisini temsil eden deniz olarak düşünmüşlerdir. İki deniz birleştiğinde yani Hz. Musa ile Hızır bir araya geldiğinde, Musa, Hızır'ın sahip olduğu gayb bilgisinin içyüzüne vâkıf olmak istemiştir. Fakat Hz. Musa, gayb bilgisini müşahede âleminin ölçü ve anlayışına göre değerlendirmeye kalkıştığı için Hızır'ın tutum ve davranışlarını algılamada zorlanmış, sabırsızlık göstermiştir.