Felsefe, salt bilmek olmakla kalmayıp, aynı zamanda bir yaşama biçimidir. Sokrates'in dediği gibi felsefe, sorgulanmayan bir hayatın anlamı olmadığını bilmek ve ona göre bilgi-eylem bütünlüğünü sağlamaktır. Düşünme konusu yapılan her şeye, her var olana bir anlam verme, onu derinliğine kavrama, anlamlandırma çabasıdır. Dolayısıyla felsefe, yanlışa evet demekten ve önemsiz olandan kaçınmaktır. Bunu yapmak ise, planlı, ciddi, dakik ve iyi düşünmeye çağrıdır, yani kamil bir insan olmaya davettir.
Bilgi bir işin yapılabilmesi için şart; ama o işin asıl yaptırım gücü ahlaktır, inançtır. Zira insan bildiklerini değil, inandıklarını yapar; inanıyorsa yapar.
Tarihin sonu bakış açısı, pratikte Tanrı’nın kadir-i mutlak konumu atfettiğimiz dahi bir kılavuzun yolu olarak benimsendiğinde, tarihsellik askıya alınmakla kalmaz; bilinçli ve etkin devrimci eylem mümkün olsa bile demokrasiye yer kalmaz. İşte bu yüzden tarihte yeter neden ilkesini bir yana bırakmak ve Tanrı yada mutlak bilgi karşısında insanın sonluluğu bakış açısına dönmek önemlidir.Yeter neden ilkesi şüphesiz tarihin hareketine katkıda bulunan neden ve sonuçları araştırmaya yön veren (Kant’ın bu ifadeye verdiği anlam uyarınca) “düzenleyici bir ideal” olrak kalacaktır. Ancak artık onun, tarihin hakikatinin anahtarı olduğu düşünülmeyecektir.
Herkes felaketin yakın olduğunu bilecek ama kimse diğerlerinin bildiğini bilmeyecektir. Herkes birinin bir gaf yapmasını, yani inandıklarını kamuoyuna açıklamasını bekleyecek, ama nihayetinde kimse bundan bahsetmeyecektir. Herkes tarafından tanınmakla birlikte bu inanç ortak bir bilgi (common knowledge) olamayacaktır. Hele hele ortak bir eylem hiç olmayacaktır zira bu, sanayileşmiş toplumların üretim ve tüketim biçimlerini radikal şekilde değiştirerek kamusal politikalarını altüst etmeyi gerektirir. Bu da vatandaşların kendilerinin bu dünya modeline -çöküşün yakın olduğu inancına sahip olduklarını ve yaşam biçimlerini radikal şekilde değiştirmenin doğuracağı sonuçları kabul ettiklerini varsaymaktır. Dolayısıyla çöküşün inkârı, mantıklı düşünmeyen ya da yeterince bilgi sahibi olmayan varlıklar olan her bir bireyin zihninde gerçekleşen bir inkâr değildir; speküler ilişkilerden kaynaklanan bir sistem etkisidir. Bu sebeple de çok sayıda geçişçi ve büyüme karşıtı topluluk hızla büyümezse çöküş kaçınılmazdır; bunun nedeni çöküşün yaşanacağına dair bilimsel verilerin hiç de kesin olmayışı değil, insanın içinde yaşadığı toplum psikolojisinin doğru zamanda doğru kararlar almasına olanak vermemesidir.