10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 18:03
Hikaye, çok uzak bir gelecekte değil, neredeyse "beş on yıl sonrası" diyebileceğimiz bir yakın gelecekte, Dublin’de geçiyor. Seçimle başa gelen aşırı sağcı bir partinin, gücü eline geçirdikten sonra adım adım ülkeyi nasıl totaliter, baskıcı bir diktatörlüğe ve ardından kaçınılmaz bir iç savaşa sürüklediğini izliyoruz. Biz bu yıkımı büyük makro pencerelerden değil; dört çocuk annesi ve bir bilim insanı olan Eilish Stack’in gözünden, yani bir evin içinden deneyimliyoruz. Öğretmenler sendikasında yönetici olan eşi Larry’nin gizli servis tarafından apar topar götürülüşüyle başlayan süreç, Eilish’in çocuklarını ve demans hastası babasını korumak için verdiği insanüstü bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. "Felaket bir anda patlamıyor; gündelik hayatın içine sızarak, sizi yavaş yavaş alıştırarak geliyor." Kitabı okurken ilk başlarda zorlanabilirsiniz çünkü yazar çok bilinçli bir teknik tercih yapmış: Metinde paragraf bölünmeleri yok ve diyaloglar için hiçbir tırnak işareti ya da konuşma çizgisi kullanılmamış. Konuşmalar, iç sesler ve dışarıdaki kaos, soluksuz blok metinler halinde akıyor. Okurken fark ettim ki bu üslup, yaratılan klostrofobik ve boğucu atmosferle mükemmel bir uyum içinde. Diyalog belirteçlerinin olmaması, karakterlerin sesinin totaliter rejim tarafından nasıl kısıldığını, seslerin düz metnin içinde nasıl silikleştiğini hissettiriyor. Okur olarak nefes alamıyorsunuz, tıpkı Eilish gibi bir sonraki cümlenin sizi nereye savuracağını bilmeden, nefes nefese okuyorsunuz. Romanın en güçlü tarafı empatiyi bir duygu değil, tokat gibi bir deneyim olarak yüzümüze çarpması. Televizyonda gördüğümüz, sayılardan ve istatistiklerden ibaret sandığımız "mültecilik" kavramını, Batılı bir coğrafyada (İrlanda) kurgulayarak şu soruyu soruyor: "Bu sizin başınıza gelseydi ne
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,934 okunma
İyi hissetmek iyi hissettirmekle başlar.
Puan vermedi·320 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 21:10
"Bir topluluk kendisindekini (inanç, ahlak ve davranışlarını) değiştirmedikçe, Allah da onlarda bulunanı (huzur, nimet veya azap durumunu) değiştirmez.Rad/11 Eseri neden bu ayeti kerimeyle incelemek istediğime gelince eserin tüm ilişkilerde vurguladığı ifadenin,aslında dönüşümün bilinçli farkındalıkla kendi değişiminde olduğudur. Aile ilişkilerinde sosyal ilişkilerde ve iş hayatında açıkçası konuştuğunuz yani iletişim halinde olduğunuz sürece belirli metodlarla ilerleyip bir çok örneklerle bu uygulamanın çoğu zaman iyi sonuç verdiğini kaleme alan yazar,vurgulanan değişimin,aslında ayette geçen topluluk ifadesini oluşturan yapının birden başlayıp ve bu birin dönüşümüyle olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor. Eser en çok” birbirinizde huzur bulasınız diye sizi çiftler halinde yarattık” diyen karı koca ilişkisinden bahsedip toplumun huzurunu ve neslin ahlakının bu ikili ilişkinin belirlediğini hatırlatıp sorunların gönüllülük ve fedakarlıkla çözülebileceğini ifade ediyor. Bir çok örnekte eşlerin birbiriyle ilişkileri hakkında sizi satırda bırakmayıp bunu hayata geçirmenizi istiyor ancak bu örneklendirmelere katılamadım açıkçası nasıl olurdu diye merak etmedim değil. Eser bu ayki tahlil grubu kitabımız olup ikili ilişkilerde doğrudan ve açık iletişimin karşılıklı huzur sağladığını belirtip, olası bir durumda hislerin ve duyguların bir başkası tarafından sizin anlayabileceğiniz şekilde olmadığını fark ettirip ne hissedilirse hissedilsin ifade edilmesi gerektiğini ve belki iyi belki kötü hatıralarınızdaki olaylardaki ifade yönteminizi hatırlatıp nasıl olması gerektiğini keşfettiriyor.. Kısacası metodlar ne kadar akılda kalır bilemem ama bahsedilen olay örgülerinde nasıl davranılması gerektiği islam ahlakında mevcuttur. Tavsiye edilebilir. Birlikte İyi Hissetmek
Duygu ve Düşünce
Birlikte İyi HissetmekDavid Burns · Psikonet Yayınları · 20191,469 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Diyelim ki bir anda herkes kör oluyor..."
8/10
·336 syf.·
2026 9. kitabı
José Saramago'nun "Körlük" isimli romanı; İskeletini toplumsal etoslar ve insan psikolojisi üzerinden oluşturan, etkileyici ve güçlü bir romandi benim için. Ahlakı,siyaseti, toplumu ve insanı aynı çerçevede bir araya getiren roman, birden çok felsefeyi de yapı malzemesi olarak kullanmış. Saramago, insanın değerlerini yitirdiğinde bile politik bir varlık olmaktan çıkamadığını aksine politikanın ilkel formuna gerilediğini anlatıyor. Toplumun normatif kurallar derisini soyup bıraktığı kurguda bastırılmış vahşeti ve çürümeyi yüzeye çıkartıyor. Roman konusu pandemik bir zeminde oturtulmuş bulaşıcı bir körlük etrafında şekilleniyor.Kaos karşısında olası insan davranışlarını alegorik kurgu ile aktarırken, sınırları zorlayan bir dil kullanıyor. Insanın ekstrem olaylar karşısında bireysel sorumluluğunu atomize edebileceğine dikkat çeken Saramago olayları sebep-sonuç ilkesi ile ele alıyor. Dünya üzerinde yaşanan toplumsal olaylarda verdiğimiz tepkiler göz önüne alındığında, onun kurgusuna realist bir toplumsal deney odası diyebilirim. Romanın bilinç akışı tekniği kullanarak yazılmiş olması okuyucuyu zorlasa da soluksuz bir okuma deneyimi sunuyor, kaosun bedensel karşılığını fazlasıyla veriyor. Üst katmanda fiziksel körlüğün somut olası sonuçları ele alınmış.Bu hâliyle alıştığımız düzenli hayattan, tam ihtiyaç haline düşen insanların verdiği yaşam mücadelesini okuyoruz. Kurguda groteks bir dil kullanılmış olsa da ; görme yetisini olmayan insanların yaşadığı zorluklara karşı farkındalık yaratan bir anlatı olarak da etiketlenebilir. Alt katmanda ise zihinsel körlüğün kitle dönüşüm silahı haline gelme süreci vurgulanıyor. Güç ve iktidar sahipleri, mülkiyet hakki , sosyal norm kaymaları, kimliksel ötekileştirme ve yok sayma politikaları, cinsel istismar, açlık gibi
Alıntı
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
8/10
·484 syf.··
Beğendi
·
2019 6. kitabı
Hikâye, İstanbul Üniversitesi'nde çalışan Maya Duran'ın, Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'le tanışmasıyla başlıyor. Bu karşılaşma, Maya'nın kendi iç dünyasını sorgulamasına yol açarken, seni de Nazi Almanyası, Yahudi soykırımı ve Struma faciası gibi insanlık tarihinin acı gerçekleriyle yüzleştiriyor. Livaneli, tarihsel olayları kuru bir anlatımdan uzak tutarak, insan hikâyeleri üzerinden aktarmayı başarıyor. Romanın en güçlü yanlarından biri, dilinin sadeliğiyle duygusal derinliği aynı anda taşıyabilmesi. Livaneli, süslü anlatımdan kaçınıyor; ama her cümle, senin zihninde ve kalbinde iz bırakıyor. Aşk, suçluluk, aidiyet ve sessizlik temaları, roman boyunca ustalıkla işleniyor. Serenad, sadece geçmişi anlatan bir roman değil; aynı zamanda bugüne de ayna tutuyor. Irkçılık, ötekileştirme ve suskunluk gibi kavramların hâlâ güncelliğini koruduğunu hatırlatıyor. Bu yönüyle eser, senden pasif bir okuma değil, aktif bir düşünme ve sorgulama bekliyor. Sonuç olarak Serenad, edebi değeri yüksek, tarihsel bilinci güçlü ve duygusal etkisi uzun süre devam eden bir roman. Zülfü Livaneli'nin insan merkezli anlatımını sevenler için olduğu kadar, yakın tarihle yüzleşmek isteyen herkes için de mutlaka okunması gereken bir eser. #k:244zü Zülfü Livaneli
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma
Travma, Devlet Aklı ve Ötekileştirmenin Sürekliliği
10/10
·481 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 14:29
Serenad Üzerinden Bir Tarih ve Vicdan Okuması Zülfü Livaneli’nin Serenad romanı, bir tarih kitabı değildir; ancak tarihsel olayların bireyler üzerindeki etkisini görünür kılarak, okuru yalnızca geçmişle değil, bugünle de yüzleştirir. Roman boyunca Almanya’daki Nazi rejimi, Struma faciası, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndaki “tarafsızlığı” ve azınlık politikaları arka planda yer alır. Bu metin, söz konusu tarihsel bağlamdan hareketle, toplumların travmalarla nasıl baş edemediğini, bu travmaların nasıl siyasallaştırıldığını ve ötekileştirmenin neden sürekli yeniden üretildiğini incelemeyi amaçlar. 1. Kriz, Korku ve Güç Arayışı 1930’ların Almanyası’nda yaşanan ekonomik çöküş, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiş; işsizlik, yoksulluk ve aşağılanmışlık duygusu, halkın önemli bir kısmını “güçlü lider” arayışına itmiştir. Nazi ideolojisi bu ortamda, karmaşık ekonomik ve siyasal sorunları basit bir düşman figürü üzerinden açıklayarak kitleleri mobilize etmiştir. Yahudiler, krizin nedeni değil; krizin açıklaması haline getirilmiştir. Bu mekanizma, farklı tarihsel ve coğrafi bağlamlarda tekrar eder. 1955 Türkiye’sindeki 6–7 Eylül olayları, ekonomik ve siyasal sıkışmanın azınlıklar üzerinden boşaltıldığı benzer bir örüntüyü ortaya koyar. Asıl sorunlarla yüzleşmek yerine, toplumun öfkesi “öteki”ne yönlendirilir. 2. Tarafsızlık mı, Ahlaki Kaçınma mı? Türkiye ve Struma Faciası Struma gemisi olayı, devlet aklı ile vicdan arasındaki gerilimi çarpıcı biçimde ortaya koyar. Türkiye, II. Dünya Savaşı’nda resmî olarak tarafsız kalmış; ancak bu tarafsızlık, insani sorumluluk almaktan kaçınan bir denge politikasına dönüşmüştür. Gemideki yüzlerce Yahudi mülteci, ne ülkeye kabul edilmiş ne de güvenli bir çözüme ulaştırılmıştır. Sonuçta Struma, Karadeniz’de batırılmış ve neredeyse herkes
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma
sen ben biz siz onlar
7/10
·210 syf.··
2025 32. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 01:38
Hermann Hesse’ye bayıldım. bu kitaptan sonra ona çok ilgi duydum. Bozkırkurdu nasıl bir kitap?… bence çok fazla şey olmaya çalışmış ama her şey tabii ki olamamış. Demian’da da olduğu gibi bu kitapta da bi karşıtlık anlatılıyor. Bozkırkurdu ve Harry’nin çatışmasını okuyoruz. Bozkırkurdu ahlaksız, berbat bi adammış canavar gibiymiş. Harry ise bir burjuva. ben bu kitapla Demian’la kurduğum bağ kadar bağ kuramadım. Bozkırkurdu’nu anlamıyorum ya da onun gibi insanların bakış açılarıyla empati kurmak benim için çok zor. kitabın ilk yarısı kesinlikle 10/10’du ama bence kalan yarısı yetersizdi ve akıcı değildi. özellikle son sayfalarda bir sürü karakter giriyor, çıkıyor. kafam aşırı karıştı ve kitaptan çok koptum. Bozkırkurdu kitapta astroloji hakkında bir yerde diyor ki “Ne yazık ki bu bilime de inanmıyorum.” onun sorunu bu işte, hiçbir şeye inancının olmaması. bi insanın hayatta inanca ihtiyacı var. ben 11-12 yaşlarındayken yengemle yürüyorduk. yengem dindar bir insandı ve bana dedi ki “Azra, her insanın kalbinde 4 kapakçık vardır, 3 kapakçığı doludur ama 1 kapakçık boştur. orayı doldurmak için güçlü bir inancın olması olması gerekir. benim doldurma şeklim dinle oldu, kimininki aşk olur, kimininki spiritüellik olur. sen ne istersen ona tutkuyla inanabilirsin.” dediklerini hiç unutmadım, o günün her anını hatırlıyorum. o kısmı okuduğumda yengemin dediklerini anımsadım. Bozkırkurdu’nun başka bir sorunu da ötekileştirme. kendi gibi düşünmeyen insanları aşağılıyor, ötekiler diyor onlara. anlıyorum onunki ego değil muhtemelen kendini aşağı görüyor aslında. ama öyle bi aşağılık kompleksi var ki ego gibi yansıtıyor. kitabın en ama en sevdiğim yanı ise kolektif bilinci çok kullanması. benden bahsediyor senden bahsediyor benle sen bir oluyoruz birbirimiz oluyoruz benim yüzüm senin yüzüne
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20139,7bin okunma