kötülük dediğin şey mi 🤔 basitlik tir ! en kolay ve en kesitme bir yoldur , herkes yapa bilir , standarttır bilinir.. yani bunu bir çocuk bile yapabilir.. gereksiz bir eylemdir boşuna .
Bilimsel çıktıların iyi ve kötü yanları -(1)
İbn-i Sina der ki;“Bilim ve sanat, itibar görmediği toplumları terk eder” Bilim, herkesin yargılamadan ve sorgulamadan üstünlüğünü kabul ettiği bir olgu... bu açıdan bakılınca bilgi güçtür, kudrettir... Bilginin üretim mekanizması olan bilim gerçekten üstünlük sağlar mı ? Mesela; Atomun parçalanabileceğinin keşfi bu bilgiye sahip olanlara bir üstünlük sağlamadı mı ! Atom fiziği araştırmalarının sonucunda yapılan keşif atom bombası yapmaya sebep olmadı mı ? Teorik fizikçilerin atom teorisinin ayrıntılı bir şekilde açıklaması, 20.yüzyıl başlarından itibaren başlayan çalışmalar, 1940'ların başlarında atomun içinde hapsolmuş (potansiyel) enerjinin bir bombaya dönüştürülebileceği ve üretilebileceğinin görülmesini sağladı... 40 laboratuarda Einstein ile iki yüzden fazla bilim insanının bir kaç yıllık çalışmaları sonucu geliştirilen ve de sonunda Japonya'nın Hiroshima ve Nagasaki şehirlerine ilk atom bombası atılmasını, yüzbinlerce insanın bir anda ölümünü hem de eriyip yok olarak ölümünün sebebi bilim ve bilim adamları değil miydi ? Bu durum sadece bilimle uğraşanlara mı vebal yükler yoksa onlara destek olup alt yapıyı sağlayanlar, bilim politikalarına yön verenler de bundan sorumlu olurlar mı ? Bu durumda bilim camiasının; bilimsel çalışmalar için ihtiyaç duyduğu finans/altyapı ve yasal destekler için ülkelerin yönetimine bağlı olarak çalışmalarının gerekliliği sorgulanmalı değil midir ? Bilim adamlarının çalışmalarının motivasyonunun, vizyon ve/veya misyonunun ülkelerin yahut insanların ihtiyaçlarından bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz ? Ya da, küresel ölçekte bilimsel/teknolojik gelişmelerin ekosistemlerdeki dengeyi bozarak canlılar ve insan aleyhine tehdit ve risk oluşturduğunu görmezlikten gelebilir miyiz ? Araştırma sonuçları ve belgeler ile ispatlanmış
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çilek dolunayı
Çilek dolunayı Bu yılki Çilek Dolunayı 29 Haziran'ı 30 Haziran'a bağlayan gece gerçekleşecek. Türkiye saatiyle net zirve noktasına 30 Haziran Salı sabahi saat 03:57 civarında ulaşacak. Yani en parlak ve net halini görmek istersen, 29 Haziran Pazartesi gecesi gökyüzünü takip edebilirsin. Astrolojik olarak da bu dolunay Oğlak burcunda gerçekleşiyor. Yay burcundaki o hareketli, sabırsız ve iyimser havadan sonra, Oğlak burcunun getirdiği o net, sorumluluk sahibi ve "emeklerimin karşılığını alma zamanı" enerjisi gökyüzüne hakim olacak. Kökeni Nereden Geliyor? Bu isim, Kuzey Amerika'da yaşamış olan yerli kabilelerden (özellikle Algonquin yerlilerinden) günümüze ulaşmıştır. Haziran ayı, o coğrafyada yabani çileklerin olgunlaşma ve hasat edilme zamanıdır. Yerliler de zamanı ve mevsimleri takip edebilmek için bu dönemde gerçekleşen dolunaya "Çilek Dolunayı" adını vermişlerdir. Avrupa'da ise bu dönem gül hasadına denk geldiği için Gül Dolunayı (Rose Moon) ya da balların toplandığı zaman olduğu için Bal Dolunayı (Honey Moon) olarak da bilinir. Ay Gerçekten Pembe veya Kırmızı mı Görünür? Genellikle hayır, Ay normal beyaz/gri tonlarında görünür. Ancak iki istisna vardır: Ufka Yakınken: Ay gökyüzünde yükselirken ufka yakın olduğu anlarda, ışığı daha kalın bir atmosfer tabakasından geçer. Bu durum mavi ışığı dağıtırken kırmızı/turuncu ışığın geçmesine izin verir. İşte tam o dakikalarda Ay, hafif pembemsi, sıcak bir kehribar veya altın sarısı rengini alabilir. Yaz Gündönümü Etkisi: Haziran dolunayı, Güneş'in gökyüzünde en yüksekte olduğu yaz gündönümüne (21 Haziran) çok yakın gerçekleşir. Güneş yüksekte olunca, dolunay gökyüzünde normalden daha alçak bir yay çizer. Bu da onun atmosfer nedeniyle gece boyunca daha kızıl veya sarımsı görünme ihtimalini artırır. Astroloji ve Enerjisel
Tolkien'i Tolkien yapan 3 eseri incelesek mi?
Sigurd ile Gudrún Efsanesi bu kadar övülüyorken biraz daha gerilere mi gitsek? Arka planda parıldayan tılsımlı yüzükler, kadim haritalar, altın anahtarlar ve ejderhalar... Modern fantastik edebiyatın ve J.R.R. Tolkien’in Orta Dünya’sının temellerini atan, adeta türün "ataları" sayılan üç büyüleyici başyapıtı sizlere sunuyorum efenim! 1. Tılsımlı Yüzük (Friedrich de la Motte Fouqué) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Yüzüklerin Efendisi'nin Kıvılcımı Önemi: 19. yüzyılın başlarında yazılan bu şövalyelik destanı, İskandinav mitolojisi ile romantik şövalye kültürünü harmanlayan ilk modern fantastik denemelerden biridir. Tolkien Bağı: Tolkien'in bu eseri çok erken yaşlarda okuduğu ve hayran olduğu bilinir. Kitaptaki lanetli ve büyüye yön veren yüzük motifi, asil şövalyelik kodları ve epik arayış (quest) anlatısı, doğrudan Tek Yüzük fikrinin ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki epik atmosferin en büyük erken dönem ilham kaynaklarındandır. 2. Sigurd’un Hikâyesi - Peri Masalları (Andrew Lang) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Ejderha Smaug ve Turin Turambar’ın Kaderi Önemi: Andrew Lang’in ünlü renkli peri masalı kitapları serisinde yer alan bu derleme, İskandinav ve Cermen mitolojisinin en köklü anlatısı olan Völsunga saga'yı temel alır. Tolkien Bağı: Bir kahramanın kırılan kılıcını yeniden dövmesi (Andúril), hazineye bekçilik eden dehşet verici ejderha Fafnir ve onunla konuşan kahraman figürü olmasaydı; ne Hobbit'teki Smaug'u ne de Silmarillion'daki Túrin Turambar'ın trajik hikayesini okuyabilirdik. Tolkien, Lang’in mitolojiye ve masallara olan bu yaklaşımından hayatı boyunca beslenmiştir. 3. Altın Anahtar / Elf’ler (George MacDonald & Johann Ludwig Tieck) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Büyülü Diyarların ve Elflerin Doğuşu Önemi: George MacDonald, fantastik edebiyatın babası kabul edilir. Tieck ise Alman romantizminin
Kıyıda Kalan Bir kapı kapandı içimde, herkesi sevdiğimi sandığım o eşikte — oysa sevgi, bir kuşun havada bıraktığı kanat iziymiş; görünmeden yitip giden. Saat durdu — duvardaki değil, göğsümün tam ortasındaki o sarkaç. Düşler sızıyor şimdi, kırık bir testiden sızan su gibi. Dört yaşımda bir taş bıraktılar avucuma, "dimdik dur" dediler. O taş büyüdü, genişledi, bir dağ oldu sırtımda — yarınlarım o dağın ağır gölgesinde şimdi; kâh kara, kâh ak. Binmeyeceğim Tutunamayanlar'ın o amansız gemisine. Yarım kalan her yelken, başka bir rüzgârın göğsünde sınasın kendini. Ben kıyıda kalanlardanım — sahi, kıyı da bir yol değil mi? Karanlık odalarda bir kibrit çakılır ansızın, o kadarı yeter —
Şiir
"KENDİNDEN ZUHÛR DİYALEKTİĞİ" NEDİR?
Etrafında ister istemez “terör”, “radikal İslâmcı örgüt”, “90’lar”, “bombalı eylemler” gibi çağrışımlar oluşmuş olan “kendinden zuhûr diyalektiği”, kamuoyu algısında terörle ilişkilendirilse de kavramı bilen dar çevre için daha derin ve kapsamlı bir hikmettir. Kendinden zuhur diyalektiği, Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde, Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “fütuhî hikmet”le birlikte verilir. Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul Hikem’inden aldığı misâlle, efendi kölesine “kalk” der; emir efendiden, kalkma fiili köledendir. Allah bir şeyin olmasını diler, ona “Ol” der ve o şey olur; böylece oluşun üçlü yapısı belirir: irâde Allah’tan, emir Allah’tan, oluş keyfiyeti mahlûkun kendindendir. Burada “kendinden” kelimesi yanıltıcı olabilir. Bu “kendi kendine, Allah’tan bağımsız” demek değildir. Tam tersine, “Allah’tan, fakat kulun istidadı ve fiili üzerinden” demektir. Yâni oluş, “O değil; O’ndan” çizgisinin fiil alanındaki karşılığıdır. Yaratılmış varlık, Allah değildir; Allah’tandır. Fiil de kulun mutlak bağımsız yaratışı değildir; ama kulun kendinde olan istidat ve yönelişle zuhûr eden hakikatidir. Bu yüzden oluş, hem kaderdir hem mesuliyettir; hem verili bir sırdır hem insanın kendi fiiliyle içine girdiği bir imtihandır. Mirzabeyoğlu bu hakikati kaderci bir edilgenliğe değil, kulun fiili ve istidadı bahsine bağlar. Bu, ne modern bağımsız özne fikridir ne de insanı tamamen silen cebrî kaderciliktir; kul, Allah’ın irâde ve emri altında kendi istidadının gereğini fiile çıkarır. Mirzabeyoğlu’nun, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nden iktibasla, “kendinden oluş hikmetini anlayan, nefsinde zuhur eden hayır ve şerrin yine kendinden geldiğini bilir” demesi de buraya bağlıdır. Bu noktada “ilim malûma tâbidir” düstûru, oluş bahsinin metafizik temelini verir. __“Mâlûm” kelimesi,
İBDA Diyalektiği