Ey benim Ciğerdelen palankam, sen bütün ömrümün hasretiydin. Sana kavuşmak için yedi iklim dört bucakta asırlarca çalkandım, dalga vurdum duruldum, gene coştum gene duruldum, nihâyet süzme bir nur olarak geldim senin ayaklarına döküldüm. Sen de kim bilir ne zamandan beri bu en vurgun âşığını beklerdin. Seni bulunca kavuşma sevinciyle ayrılık korkusu başımda birlikte çaktı. Bildim ki vuslatın, erenlerin çile doldura doldura bir an için ulaştıkları Tanrı yakınlığı gibidir. Bir görünür bir silinir. Bu anlayışla yalnız benim değil, ecdâdımın ve benden sonra gelecek neslimin de rûhu titredi. Fakat âvâre gönlüm direniyordu: "Niçin, neden? Neden onu alakoyamazmışım? Ben onu bütün ömrümce özleyip aramadım mı? Ben bu kadar kahramanlığa mâlolan gücümle, değerimle, güzelliğimle onu hak etmedim mi?"
İçimden bir seziş hafif sesle cevap veriyordu: "Nâfile dövünme, zavallı! Senin geçmiş ve gelecek ömürlerinde de nasîbin hep budur: Özlemek, kavuşmak, ayrılık."