Puan vermedi·164 syf.··
2018 96. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2018 00:00
@okumacemberiolusturalim etkinliğimin ilk kitabı bitmiş bulunmakta. Kendisi aynı zamanda Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte @isbankasikulturyayinlari n dan #türkklasikleriserisi etkinliğinde okuduğumuz ikinci kitap. İyi ki yapılmış bu etkinlik ve ben daha fazla ertelemeden okumaya başlamışım. #hüseyinrahmigürpınar ı bu kadar keyifle okuyacağımı hiç düşünmezdim. Çekincesi olan varsa korkmadan okusun lütfen. Ahh Anjel ahh diyorum, yedin bir mahalle adamın başını :) Anlaşılacağı üzere Anjel mürebbiyemiz ama çocuklara hocalık etmek hariç her türlü gayesi mevcut. Sorsanız "daha doğmadan önce ömrüme biçilen hayattan kurtulmaya çalışıyorum" der, öyle de melaike. Anlatıma bayıldım, yabancı sözcükler olmasına rağmen anlatımın mizahi olması sebebiyle hiç zorlanmadım. Ekstra gülümseyerek, rolleri oturtarak okuduğumu da söylemeliyim. Bilmem hatırlar mısınız? Yeşilçam klasiklerinden Sadri Alışık ustanın başrollerinde olduğu bir film vardı. "İç Güveysi" Amaç farklı, mürebbiyenin geldiği yer ve geçmişi farklı elbet ama konakta yaşananlardan tutun da ikili diyaloglara kadar filmi izlediğim hissini uyandırdı bende. Bir nostalji fırtınası yapıp yeniden izlemenin keyfini çıkarabilirim aslında. Keyifli okumalarınız daim olsun...
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Ölmem ya da yaşamam neye gerek?
Puan vermedi
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması. Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü). "Gaius hiç
Yaşamak Gerek
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Reklam
10/10
·312 syf.··
2026 10. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 14:59
ah Jesse üzümlü kekim.... Buradaki yorum tamamen Spoiler içerir!!! Şimdi kitabı çok sevdim. Yazım şekli olayların kurgusu falan muazzam. Hatta karakterle o kadar bağ kurdum ki gerçek kişilermiş gibi sanki tanıyormuşum gibi hissettirdi. Bu his yüzünden de kimi yerlerde çok kızdım çok üzüldüm. Olan Jesse'ye oldu kim ne derse desin. Yok sonunda mutlu bitmiş mutlu vedalaşmışlar, Jesse başkasına aşık olmuş da bilmem ne. Ben tamamen Jesse tarafındayım. Emmacım acaba aynısı kendi başına gelse neler yapar. Çok sevdiği Sam'i 3 yıl sonra evli başkasına aşık bulmasını umut ediyorum. Ayrıca ya kocan senin için denizleri aşmış gelmiş (mecazi anlamda değil gerçek anlamda adam günlerce yüzmüş ya ) bir geliyor karısı 180 derece dönmüş. Sen demedin mi bu çocuğu yok yurtdışına gidelim yok orayı gezelim burayı gezelim o zaman siz baştan beri ayrı dünyaların insanıymışsınız. Gitseydin o zaman lisede Sam'e. Neyse sinirlenmiyorum. Mıymınık Sam ile Emmanın hikayesindense Jesse neler yaptı nasıl atlattı onları okumak isterdim. Adam 3 yıl adada kalmış hastalıklar kapmış bu adamın yanında olmak ve destek olmak zorundasın bana göre. neyse özetler kitabı çok sevdim en çok Jesseyi sevim diye belirtmeme gerek yok sanırım.
Tek Gerçek AşklarTaylor Jenkins Reid · Yabancı Yayınları · 2023381 okunma
10/10
·109 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Hani YouTube yorumlarda aşağıda gözünüze çarpar ya derler işte daha bilmem kaç aylık bir evladım var. Ayrı üzüldüm gibi. Ben de anneyim, henüz on aylık sesim yükselse irkilir. Allahım o kadar sonuna kadar umutla okudum ki. Satırlarım bile yaşlı. Saat 23.41 gözüme uyku girmiyor hele bir de gerçek resmini gördüyseniz vah ki vah o kahkahaların ona ne yakıştığını okumayacak yalnızca beyninizde tasavvur olarak kalamayacak bir beden bulacak. Ben de ayrı hassasiyet oluşturdu ben de öğretmenim. Bir tevafuk her kitap bir nasip. Ah küçüğüm ah miniğim. İçinizde tanımadığınız bir hissi uyandırıyor sonra Türkiye’de ölen bütün bebekler ve tacizleri. Bu bambaşka bir kitap. Hiç yaşanmış olmasını istemediğiniz
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
7/10
·87 syf.··
2026 46. kitabı
Herkese merhabalar :) Eğer beni tiktokta da desteklemek isterseniz hesabım: @bookswithemir Kitapta isimlerini bile bilmediğimiz Büyük ve Küçük diye adlandırılan 2 kardeşin kuyuya düşmesini ve o kuyuda hayatta kalmaya çalışırken yaşadıklarını okuyoruz. Açıkçası maalesef yine karakterlerle bağ kuramadım o yüzden çok kısa bile olsa okurken artık bitse diye düşünmekten kendimi alamadım :') Nedendir bilmem ama bana hitap etmeyen bir kitaptı.
İnceleme
Atilla'nın Atını Çalan Çocukİvan Repila · Dergah Yayınları · 2020667 okunma
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,196 okunma
Reklam
Reklam