Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken en sevdiğim şey, çoğu insanın sorgulamadan kabul ettiği düşüncelere rahatlıkla itiraz edebilmesi. Bu yüzden İyi Toplum Yoktur’u okurken de sık sık durup düşündüm, bazen rahatsız oldum, bazen de uzun zamandır doğru kabul ettiğim bazı şeyleri yeniden sorguladım.
Ben önce İyi Aile Yoktur’u, sonra İyi Toplum Yoktur’u okudum. Aslında sıralamayı ters yapmışım. Buna rağmen eksik kalan ya da anlamadığım bir şey olmadı. Yine de bugün birine önersem önce İyi Toplum Yoktur’u, ardından İyi Aile Yoktur’u okumasını söylerim. Çünkü bu kitapta anlatılan toplumsal yapı, ikinci kitapta aile üzerinden daha derinleşiyor ve birbirini güzel tamamlıyor.
İyi Toplum Yoktur, adından itibaren okuyucuyu sarsan bir kitap. Çünkü toplumun “iyi” diye sunduğu pek çok şeyin gerçekten iyi olup olmadığını sorguluyor. Özellikle kadınların yaşamı üzerinden yapılan tespitler dikkat çekici. Kadına yüklenen görünmez sorumluluklar, fedakârlığın neredeyse bir zorunluluk gibi sunulması, kendi arzularını ve ihtiyaçlarını geri plana atmasının erdem olarak görülmesi kitap boyunca farklı yönleriyle ele alınıyor.
Nihan Kaya’nın en güçlü yanlarından biri, çatışma yaratacağını bilse bile düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinmemesi. Çoğunluğun doğru kabul ettiği fikirlerin karşısına geçip “Ya öyle değilse?” diye sorabilmesi büyük bir cesaret gerektiriyor. Kitabı okurken sık sık bunu hissettim. Yazar sadece eleştirmiyor; kadınların yıllardır normalleştirilmiş baskılar altında nasıl kendilerinden uzaklaştıklarını da göstermeye çalışıyor.
Kitap boyunca kadının gücünü, birey olarak varlığını ve kendi hayatı üzerindeki söz hakkını hatırlatan pek çok bölüm var. Kadın olmanın doğal bir sonucuymuş gibi sunulan bazı görevlerin aslında toplumsal bir dayatma olduğunu, kadınların