7/10
·325 syf.··
2026 9. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:57
Bilmiyorum neden ama kitabı kapattığımda zihnimde açılan baloncukta “Bile bile lades” cümlesi belirdi. Hikayeye tam olarak oturuyor mu emin değilim ama bazen sonunu bile bile denemek ister insan.. Gıpta ettiklerinin zararlarını bilse de yaşamak ister.. Charlie belki farkında olmadan girdi bu “akıllı olma” yoluna ama akıllı olduktan sonra da sadece aklın işe yaramadığını gösterdi bize. Duygular.. duygusal zeka, kendimizi ifade edememe ne kadar da yerleşiyor gün geçtikçe hayatımıza aslında. Teknolojinin bize yaşattığı rahatlığı sayesinde çoğu zaman aklımızı yormadığımız yeni düzende duygularımızı da alıp götürdü sanki… Beni etkileyen ve acı veren bölüm ; charlie’nin zihni geliştiği dönemde, insanların eskiden kendine olan davranışlarının ne kadar da kırıcı olduğunun farkına vardığı andı.. bir çok şeyi artık bildiğinde ve aynı şeyleri tekrar yaşayacağı ile yüzleştiğinde ise içimden bir şeyler koptu gitti. İnsan bilmediği şeye tahammül edebilir. Ama bildiği şeye tahammül etmesi ne zordur. Bu gerçeklerle yaşayan farkında insanlara selam olsun :)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,7bin okunma
Normal dedikleri kimin normali?
10/10
·168 syf.··
2026 5. kitabı
Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken en sevdiğim şey, çoğu insanın sorgulamadan kabul ettiği düşüncelere rahatlıkla itiraz edebilmesi. Bu yüzden İyi Toplum Yoktur’u okurken de sık sık durup düşündüm, bazen rahatsız oldum, bazen de uzun zamandır doğru kabul ettiğim bazı şeyleri yeniden sorguladım. Ben önce İyi Aile Yoktur’u, sonra İyi Toplum Yoktur’u okudum. Aslında sıralamayı ters yapmışım. Buna rağmen eksik kalan ya da anlamadığım bir şey olmadı. Yine de bugün birine önersem önce İyi Toplum Yoktur’u, ardından İyi Aile Yoktur’u okumasını söylerim. Çünkü bu kitapta anlatılan toplumsal yapı, ikinci kitapta aile üzerinden daha derinleşiyor ve birbirini güzel tamamlıyor. İyi Toplum Yoktur, adından itibaren okuyucuyu sarsan bir kitap. Çünkü toplumun “iyi” diye sunduğu pek çok şeyin gerçekten iyi olup olmadığını sorguluyor. Özellikle kadınların yaşamı üzerinden yapılan tespitler dikkat çekici. Kadına yüklenen görünmez sorumluluklar, fedakârlığın neredeyse bir zorunluluk gibi sunulması, kendi arzularını ve ihtiyaçlarını geri plana atmasının erdem olarak görülmesi kitap boyunca farklı yönleriyle ele alınıyor. Nihan Kaya’nın en güçlü yanlarından biri, çatışma yaratacağını bilse bile düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinmemesi. Çoğunluğun doğru kabul ettiği fikirlerin karşısına geçip “Ya öyle değilse?” diye sorabilmesi büyük bir cesaret gerektiriyor. Kitabı okurken sık sık bunu hissettim. Yazar sadece eleştirmiyor; kadınların yıllardır normalleştirilmiş baskılar altında nasıl kendilerinden uzaklaştıklarını da göstermeye çalışıyor. Kitap boyunca kadının gücünü, birey olarak varlığını ve kendi hayatı üzerindeki söz hakkını hatırlatan pek çok bölüm var. Kadın olmanın doğal bir sonucuymuş gibi sunulan bazı görevlerin aslında toplumsal bir dayatma olduğunu, kadınların
İyi Toplum YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20193,702 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·209 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 06:07
Her hikâyenin bir sonu vardır. Ama bazı sonlar, bir veda olmaktan çok daha fazlasıdır. Son Savaş, yalnızca Narnia Günlükleri'nin son kitabı değil; çocukluğa, masallara ve yıllardır sevdiğimiz bir dünyanın son nefesine tanıklık ettiğimiz bir veda mektubu. C. S. Lewis bu kez okuru yeni bir maceraya değil, Narnia'nın kaderinin belirleneceği son yolculuğa çıkarıyor. Narnia'nın son kralı Tirian'ın hüküm sürdüğü dönemde, kurnaz bir maymun sahte bir Aslan yaratır. Aslan postu giydirilmiş masum bir eşek aracılığıyla halk kandırılır, gerçekler çarpıtılır ve Narnia yavaş yavaş kendi özünü kaybetmeye başlar. Yalanlar büyüdükçe dost düşmana, gerçek sahteliğe karışır ve sonunda Narnia tarihinin son savaşı kaçınılmaz hâle gelir. Fakat bu kitap aslında bir savaşı anlatmıyor. Bir dünyanın sonunu anlatıyor. Daha da önemlisi... Gerçeğin unutulmasını anlatıyor. Lewis bu romanda serinin önceki kitaplarından çok daha karanlık bir atmosfer kuruyor. Çünkü artık mesele yalnızca iyilerle kötülerin mücadelesi değil. İnsanların doğru ile yanlışı ayırt edemediği, yalanın gerçek gibi kabul edildiği bir dönemde yaşanan çöküşü izliyoruz. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey Tirian'ın umutsuzluğuydu. Kaybettiğini bile bile savaşmaya devam etmesi... Sonucun değişmeyeceğini bilse de doğru olanın yanında durması... Belki de gerçek cesaret tam olarak budur. Kazanacağından emin olduğunda savaşmak değil. Kaybedeceğini bildiğinde de vazgeçmemek.
Edebiyat
Son SavaşC. S. Lewis · Doğan Egmont Yayıncılık · 20121,320 okunma
8/10
·222 syf.··
2025 26. kitabı
Bende acısı derin olan kitaplardan biridir darağacında 3 fidan. hepimizin bildiği gibi deniz gezmiş, Hüseyin inan ve Yusuf aslanın o noktaya nasıl geldiklerini incecik ama güzel bir şekilde anlatır. lise zamanımda okumuştum, bu kitapla birlikte bu konuda bir çok kitap okumuş olmamdan mütevelli hafızam çok temiz değil. aklımda kalanlar, ölüm yoluna gittiklerinden yüzde yüz emin olarak inandıkları uğruna savaşmaya devam etmiş olmalarıdır. birde veda mektupları. okuduğum yaşımda, onlara inanılmaz imrenerek bakmış olsam da, bugün uğruna savaştıkları şeyi başarmaları için çok genç olduklarını görebiliyorum. gençlik bile bilse, yaşlılık yapabilse cümlesinin vücut bulmuş hali bu gençlerin verdiği mücadele. silahlı mücadeleyle gerillalık yapmaya başlamamış olsa, daha iyi ve farklı bir düzen içine de girebilirlerdi belki.. herkes okusun mu derseniz, inandığı uğruna yapılabileceklerin sınırsızlığını görmek için okusunlar ama unutmasınlar ki, ölüm, sahneden çekilmen için bir bahanedir. Kalıp aydınlatmaya devam edebilmek için yol bulmak ve o şekilde inandıklarını savunmaya devam etmek gerekir.
Darağacında Üç FidanNihat Behram · Everest Yayınları · 201913,2bin okunma
Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri
6/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:02
Paris’in mavi Sokağı’nda yaşayan Momo ufak bir çocuk ve Mösyö İbrahim bilge, şevkat dolu müslüman karakterler olarak karşımıza çıkıyorlar. Momo annesi onu terk etmiş olan mutsuz ve karamsar bir babayla yaşayan hayatında çok büyük bir sevgi eksikliği olan Yahudi bir çocuktur. Sevgiyi nasıl alacağını nasıl ilgi çekeceğini bilmeyen Momo evin parasını dahi çalar hatta nasıl olsa Arap(algı) fikri ile Mösyö İbrahim’in bakkalından da çalar. Mösyö İbrahim bilse de onu zor durumda bırakmaz ve bir gün babası dayanamayıp ortadan kaybolunca büyük bir boşluğa düşer ta ki polisler gelene kadar bu bilgiyi herkesten gizler Momo‘nun babasının intihar ettiğini hissederiz. Ve Mösyö İbrahim bu saatten sonra Momo‘yu evlat edinir kitabın içinde bolca metafor bulunmaktadır. Mösyö İbrahim’e Arap denmesi bakkal dükkanının sabahtan gecenin geç saatlerine kadar ve hafta sonu açık olması sosyal ekonomik durumu ortaya serer mutluluk üzerine geçen bir konuşmada Momo mutlu olmak için zengin olması gerektiğini söyle. Mösyö İbrahim mutluluğun herkese ait olduğunu ve kendi mutluluğunu Kur’an‘ın içinde bulduğunu dile getirir burada İslam’a dair çok güzel yansıtmalar söz konusudur sufilikten ve maneviyattan bahsedilir. Mösyö İbrahim ve Momo bir araba satın alıp bir yolculuğa çıkarlar bu yolculuk özel bir yolculuk olucaktır. Coğrafi gezi gibi görünsede ruhani bir yolculuğa dönüşür. Altın Hilal’i anlatır Mösyö İbrahim Avrupanın dışına çıkarlar İsviçre İtalya Yunanistan Türkiye ve özellikle İstanbul manzaralarını bize sergilerler sadece coğrafyadan değil ırklardan ve inançlardan da yansıtmalar vardır. İbadethanelerden bahsedilir özellikle İstanbul’da Sultanahmet Camii ve Ayasofyaya değinilir. Dervişlerle karşılaşılır Sema‘dan bahsedilir bu sema Momo için bir aydınlanma aracıdır ufuk açan bir ders
Edebiyat
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın ÇiçekleriEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20246,4bin okunma
Puan vermedi
Günahkarlar serisinin ilk kitabı Günahkarın Oyunu’nun yorumu ile geldim. Karanlık romantizm türündeki bu serinin her kitabı farklı bir karakteri anlattığı için kitapları bağımsız olarak okuyabiliyoruz. Beş liderin hikayesini okuyacağımız bu serinin ilk lideri Yunan Mafyası. Tess, mafyanın içine doğmuş olsa da babasını kaybettikten sonra bu dünyadan olabildiğince uzak durmuş ve kendini eğitimine adamıştır. Ancak annesinin, Yunan mafyasının emekli lideriyle yaptığı evlilik yüzünden kaçtığı hayatın tam merkezine geri dönmek zorunda kalır. Yunan mafyasının lideri ve aynı zamanda üvey abisi olan Nikolas ise Tess’in korktuğu her şeyin vücut bulmuş hâlidir. Nikolas tam bir kontrol delisidir. Genç kadının ondan korktuğunu bilse de yeni hayatına uyum sağlaması konusunda oldukça baskıcı davranır. Korumalar, aile yemekleri ve katılması gereken etkinlikler gibi zorunlu durumların yanı sıra Tess’in kıyafetlerine ve harcamalarına bile karışır. Bir araya geldikleri her an oldukça gergin geçse de zamanla bu gerginlik yerini gözle görülür bir çekime bırakır. Konumuz mafya olunca elbette arka planda mafya savaşları da hız kesmeden devam ediyor ve Nikolas bu savaşın tam merkezinde yer alıyor. Tess’i korumak için öyle bir karar veriyor ki hem Tess hem de biz okurlar bu duruma oldukça şaşırıyoruz. Neyse ki sonrasında güzel toparlıyor. Sonrası ise çok daha keyifli çünkü Tess, korktuğu o “mafya prensesi” etiketinden çok daha fazlasıdır artık. Kitabı saatler içinde okuyup bitirdim çünkü hem konusu tam benlikti hem de yazarın kalemi oldukça akıcıydı. Sırada ikinci kitap var ve ben hiç vakit kaybetmeden ona başlayacağım. Çok severek okuduğum bu kitabı, türü seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Günahkârın OyunuMichelle Heard · Artemis Yayınları · 202649 okunma