Merhaba sevgili okur,
Yine ve yeniden Selçuk Baran’la geldim. Pek sevdim kalemini, vazgeçilmezim oldu. Seçkiye adını veren Anaların Hakkı, dokuz kısa öyküden oluşuyor. Sevgili Baran bize pastoral tatta etkileyici hikayeler anlatıyor. Hele çiçeklerden bahsederken söylediği “kahkaha çiçekleri bunlar” sözüyle bir kere daha gönlümü fethetti.
Ölümden, yaşamdan, sevgiden ve insana dair birçok duygudan bahsederken bambaşka bir his bırakıyor okurda. Bazı durumlar için, nüktedan bir üslupla kullandığı “Aristokrat” diyişini sevdim, artık ben de kullanacağım.
Öykülerden kısaca bahsedeyim, çok fazla ipucu yok ancak spoiler sevmeyen bakmasın efenim.
Çardak: İmalar gölgesinde su yüzüne çıkan ve zaten farkında olunan bir gerçeğin hesaplaşması. Görmezden gelişin hikayesi. Evlilik denen şey ne menem şey, anlayan beri gelsin a dostlar.
Mısırlar: Mevsimler değişirken değişmeyen küçük kasaba hayatını yaşayan Nuran’ın kendini sıkışmış hissettiği bu tekdüzelikten çıkarma umudu ve vazgeçişinin sade anlatımı. Yetinme duygusunun ve kaderini kabullenmenin verdiği hafifleme hissini hissettiriyor.
Dükkânın Önü: Bu öykü, başkalarının hayatını hiç merak etmemiş olan tuhafiyeci Mehmet Börtlü’nün iç dünyasına kısa bir yolculuk yaptırıyor.
Emekli: Emekli Saffet Bey’le birlikte emekliliği ve varoluşu düşündüğüm bir hikayeydi. İnsan bir işe yaramadığında nasıl görünmez olur Saffet Bey’le birlikte derinden hissettim.
Bahçede: Hasta bir adamın son mevsiminin hikayesi. Saklı kalmış umutların, öğretildiği gibi yaşanan hayatın ve artık başlangıcın da sonucun da öneminin kalmadığı son demin anlatısı. Etkileyiciydi. Bu hikayeyle eskiden yaptığım bir alışkanlığımı hatıladım. Herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumak. Başsız, sonsuz, öylesine…
Kayalık Yoncaları: Masallarda bile olmaya bir