"...Zaman ilerledikçe ve devir değiştikçe, meşhur yerlerin kalıntıları birer birer tarihe karışıp gidiyor. Bununla birlikte, bin yıl öncesine ait bu taş anıt bize eski insanların yaşayışını gösteriyor. Böyle bir anıtı görebilmek, hiç kuşkusuz bu zahmetli yolculuğun bir semeresi ve uzun ömrün bir nimeti. Bu taş anıt, bana yolculuğun tüm yorgunluğunu unutturdu..."
Hep övgüyle bahsedilen Çuson Tapınağı'nın bazı kısımlarını görebildim. Kütüphane kısmında Fucivara sülalesinin üç kuşak beylerinin heykelleri, Işıklı Salon'da ise bu kişilerin lahitleri ve bunların yanında Amida Nyorai, Seişi Bosatsu ve Kanzeon Bosatsu'nun heykelleri de bulunuyordu.
Aslında şimdiye kadar çoktan tapınakta bulunan hazinelerin dağılıp gitmesi, mücevher süslü kapıların rüzgârda parçalanması, altın sıvalı sütunların yağmur ve kardan dolayı zarar görmesi gerekirdi. Bereket versin ki, tapınağın dört tarafına örülmüş olan sağlam duvarları ve kiremitli çatısı sayesinde bu tapınak kendini rüzgâr ve yağmurdan koruyabilmiş ve bin yıllık bir tarih hazinesi olarak bugüne kadar gelebilmişti.
Beşinci ayın yağmurları
Çekinmiş ve yağmamış
Işıklı Salon üzerine
Geceyi geçirdiğim İvanuma'da, Takekuma'nın ünlü çam ağacı da vardı. Bu çam ağacının görüntüsü öylesine muhteşemdi ki, seyrettikçe insanın aklını başından alıyordu. Gövdesi, kök yerinden tam ikiye ayrılmıştı ve eski hâlini olduğu gibi muhafaza ediyordu.
Rahip Noin'i anımsadım. Geçmişte buraya vali olarak atanan kişinin bu çam ağacını Natori Irmağı üzerine kurulacak köprünün kazığı olarak kullanmak üzere kestirmesi yüzünden Rahip Noin derin bir hüzne boğulmuş ve şu dizeleri yazmış:
Çam ağacı
Bu kez
Bir şey yok kendisinden
Anlatılanlara göre bu ağaç yüzyıllar boyu budanmış ve farklı ağaçlarla aşılanmış. Şu andaki görünümü ise çam ağacının bin yıllık ömrüne yakışır şekilde güzellik ve zarafetle dolu. Edo'dan ayrılırken öğrencim Kyohaku bana şu şiiri hediye etmişti:
Kuzeyin kiraz çiçekleri
Gösterin üstadıma
Takekuma'nın çam ağacını
Ben de karşılık olarak aşağıdaki şiiri yazdım:
Kiraz çiçekleri
Üç ay sonra görebildim
Çift dallı çam ağacını
Dördüncü ayın ilk günü [20 Mayıs] Nikko Dağı’na çıktım. Eskiden bu dağın adı Futarasan’mış. Rahip Kukai buraya tapınağını inşa ederken bu dağın adını Nikko olarak değiştirmiş. Rahip Kukai galiba bin yıl sonra bu dağın nasıl olacağını öngörmüştü; günümüzde bu dağın ışıkları tüm ülkeyi aydınlatıyor, faziletleri tüm Japonya’yı dolduruyor, yoksul-zengin bütün insanlara huzur veriyor. Böyle mukaddes bir yer hakkında daha fazla konuşmak haddimi aşmak olacak. O yüzden, yazıma burada son veriyorum.
Ne kadar kutsal
Körpe yeşil yapraklar
Güneşte parıldarken
Eskiden şiirlere konu olan pek çok yerin günümüzde eski hallerinden eser kalmadığı bir gerçek. Dağlar aşınmış, ırmaklar yönünü değiştirmiş, yollar değişmiş, kaya toprağa gömülmüş, yaşlı ağaçların yerini yenileri almış. Zaman ilerledikçe ve devir değiştikçe, meşhur yerlerin kalıntıları birer birer tarihe karışıp gidiyor. Bununla birlikte, bin yıl öncesine ait bu taş anıt bize eski insanların yaşayışını gösteriyor. Böyle bir anıtı görebilmek, hiç kuşkusuz bu zahmetli yolculuğun bir semeresi ve uzun ömrün bir nimeti. Bu taş anıt, bana yolculuğun tüm yorgunluğunu unutturdu ve bu anın mutluluğuyla gözlerimden sevinç gözyaşları süzüldü.