#okudumbitti
#haziranplani2
Kuru bir hayatın kahramanı isimsiz Kuru Kız.. 10 yaşında evin tüm sorumluluğunu üstlenmiş..Önce hasta annesine, sonra hasta babasına bakmış.. Onlardan sonra da yine ana-baba yadigarı kardeşinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmış...Derken onu da kaybetmiş yapayalnız kalmış.. 40 yıl aynı evde aynı eşyalarla yaşarken zaman değişmiş, teknoloji değişmiş komşular değişmiş.. çevresine koca koca binalar dikilmiş.. Bir onun yaşadığı ev, bir de kendi için yaşamadığı hayatı sabit kalmış ..
Yapayalnız dediysem eski , yeni komsulari varmış tabii.. Akilca durgun buldukları Kuru Kızı her daim gozetmisler.!! Kollamislar!! Kahveye çağırmışlar, oturmalara çağırmışlar..Kuru Kiz da onlardan yardımlarını hiç esirgememis.. Oturmalarda bulaşıkları yikayivermis.. kahve içmeye gittiğinde şöyle halıları çırpıvermiş.. ! Mahallede dedikodu kalmadikca malzeme oluvermiş...
Bu süre içinde Kuru Kız bol bol gözlem yapmış. Gozyaslarini ve gülüşlerini içine içine akitmayi başarmış. Soru sormamayi da bir güzel öğrenmis....Hayatını vakfedecegi kimse kalmayınca mecbur kendi hayatini yaşamaya başlamış.. Akilca durgun Kuru Kız önce tatmadiklarini denemiş, gitmediği semtlere gitmiş.. Sonra Dünyanın sonuna gitmeye karar vermiş...
AYFER TUNC tan daha önce Kapak Kızı ni okumustum. O daha çok monolog şeklinde ilerleyen daha ayrıntılara inmiş bir kitapken bu su gibi akan oldukça sade bir dille yazılmış bir roman. Aslında daha çok kurgusal anlati gibi bana göre.. Fournier tarzını bilenler bilir.. Kitapta bir bütünlük var.Ancak olaylar bölüm bölüm ilerliyor ve aralarında kronolojik bir sıralama yok. Hikaye sondan, Dünyanın Sonundaki bir Şehirde başlıyor.Sonra eskiye dönüyor. Tarzını tam yansitmasa da Yazarla tanışmak için güzel bir secenenek..
Yazarın gözlem yeteneğine