Okunabilirlik: Akıcı ve sade. Yer yer anlatım yoğunlaşsa da anlaşılır bir dille ilerliyor.
Fikrin Derinliği: Aydın-halk çatışmasını sıradan bir anlatımda bırakmıyor; Yusuf’un dönüşümüyle meseleye farklı bir boyut kazandırıyor.
Kurgu: Başlangıçta tek yönlü görünse de içsel çatışmalar ve finalle birlikte daha derin bir hâl alıyor.
Karakter: Ahmet Celal'in iç yolculuğu inandırıcı ve zamanla evriliyor. Köylü karakter ise yer yer daha tek çizgide kalıyor ama bu, yazarın tercihinden kaynaklı olabilir.
Genel Etki: İlk başta yargılayıcı dursa da metin, güçlü bir özeleştiriyle başka bir boyuta geçiyor. Sarsıcı ve düşündürücü.
Yaban’ı okumaya başladığımda, Türk edebiyatında bir kitap daha beğeni listeme girecek diye düşündüm. Başta okuru içine çekip farklı bir yön vaat eden hikâyenin bir anda aşka evirileceği düşüncesi korkutmadı değil. Neyse ki Yakup Kadri Karaosmanoğlu, yalnızca bir konuya saplanıp kalmak yerine, iki farklı damarı harmanlamayı tercih etmiş. Bu da hikâyeyi çok yönlü ve daha gerçekçi kılmış.
Ahmet Celal, savaşta (1. Dünya Savaş'ında) bir kolunu kaybetmiş bir aydın olarak Anadolu’nun ortasında bir köye gelir. İlk başlarda onun gözünden köylüyle kendi arasındaki kültürel ve duygusal mesafeyi dinleriz. Fakat bu aktarım, anlamaktan çok yargılayan, hatta zaman zaman küçümseyen bir dille yapılır. Köy adeta geri kalmışlığın simgesi gibi çizilir ve bu durum, okurda bir huzursuzluk yaratır. Çünkü insan sormadan edemez: “Yazar halkı küçük düşürmek mi istiyor, yoksa bir farkındalık mı yaratmaya çalışıyor?”
Bu ikilem, hikâye boyunca okuru diken üstünde tutar. Ta ki Ahmet Celal'in o iç burkan değişimine tanıklık edene kadar. Başlarda kibirli, yukarıdan bakan o adam; köylünün cehaletinde, bencilliğinde ve yalnızlığında aslında asıl suçlunun kendisi ve onun gibi düşünen