Gökhan Taşkıran

Gökhan Taşkıran
@binkitapbinhayat
Kitaplar, kaybolmuş kafaların anıtlarıdır. -Sir William Davenant-
İroni ve Hüzün
7/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 17:41
Bulmak için uğruna oradan oraya savrulduğumuz, hayatımızı ortaya koyamaya hazır olduğumuz cevapların aslında burnumuzun dibinde olması ve bulunduğunda çok geç olması ne ironik ve trajik bir durum. Yazar’ın okuduğum ikinci eseri olan bu kitap, birinci tekil şahıs gibi benimsemediğim bir üslup ile yazılmış olmasına karşın sayfalar ilerledikçe beni içine çektiğini itiraf etmeliyim. Oldukça akıcı, okuru kendine çekmekle kalmıyor ayrıca zihnine şüphe tohumlarını başarılı bir şekilde ekiyor. Mine’nin bir casus, her şeyin bir tezgâh olma ihtimalini geçtim, Melike’den bile bir nokta da şüphe duydum. Son sayfaya kadar sizi hikâyenin içinde tutmayı başarıyor. Kitabın bir diğer başarısı Türkiye’nin ‘’arka sokakları’’ diyebileceğimiz yerlerde dönen pislikleri yan karakterler üzerinden gerçekçi bir şekilde bizlere aktarması. İlginçtir, çocukları dilendirmek için onları sakat bırakan çete Puslu Kıtalar Atlası adlı kitapta da vardı. Bu tarz yapıların devamlılığını bu eser de görmek dramatik bir deneyimdi. Bir nokta var ki değinmeden geçmek istemiyorum. Çocuk fuhuşunun yapıldığı otele baskın esnasında ‘besmele’’nin göründüğü sahne yer alıyor. Bu sahne de yazar, ‘’kutsallığın arkasına sığınanların riyakârlığı’’na mı değinmek istemiş emin değilim. Yazarın hiç değilse karakterlerin ağzından sözel bir eleştiri getirebilirdi. Bunu da yapmamış ki sahne havada kalmakla kalmıyor, okuyucunun zihninde görsel bir tezat olarak kalıyor. Kitabın içerdiği anlatım tarzı başkarakterimizin iç sesinin ağırlığı altında okuyucuyu boğmaya gayet müsait iken yazarın bunu hikâyenin akışı ile dengeleyebilmesi de eseri başarılı kılan diğer unsurlardan olsa da, karakter derinliği oldukça sınırlı. Yıldırım’ın Sedat için önemli biri olduğunu net görülebilirken, aralarındaki ilişkinin boyutunu, mahiyetini neredeyse hiç
Sis ve GeceAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202324,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Siperde, Yolda, Ölümle Kol Kola
7/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 16:32
Erwin Bartmann'dan sonra Günter K. Koschorrek'in bu kitabıyla 2. Dünya Savaşının ikonik cephesi olan doğu cephesini bir Alman askerinin daha gözünden okumuş oldum. Okurken yazarın betimlemelerine dalınca yer yer bir anı kitabından çok bir roman okuyormuşum hissine kapıldım. Bundan dolayı kendisinde yazar olacak yeteneğin de olduğunu söyleyebilirim. Stalingrad (bugünün ismiyle Kaliningrad)'da karlar üzerinde yürürken çıkan o ''kıt kıt'' seslerini sanki oradaymışçasına işittim. Hele Sovyet askerlerinden buz kesmiş Don Nehrini koşarak kaçtığı sahne... Dürüst bir dille kaleme alınmış bir anı kitabı. Örneğin, arkadaşlarının ölümüne şahit olduktan sonra Rus askerlerine nasıl hınçla ateş ettiğini, cepheye gittikten sonra tek dertlerinin ''hayatta kalmak'' olduğunu açık bir dille ifade ediyor. Bir askerin savaş anısını okurken ilginç sahnelere şahit oluyorsunuz ki akıcı ve sade dilinin yanında kitabı okunabilir kılan unsurlardan biri de bu. Tanıtım yazısında belirtildiği gibi pek çok kez ölümle burun buruna gelen yazarın, kendisini kurtardıktan sonra ölen arkadaşlarına karşı duyduğu minnet ve saygı, tüm o şartlara rağmen yaşadıklarını bir şekilde not edip bunu bir kitap olarak aktarması takdir edilesi. Kitabın sonunda savaşın bittiği su götürmez bir gerçeklik halini alırken hala direnme taraftarı olanlar, Hitler ve diğer hükümet üyeleri hakkında kısa ama genel bir yorumun yanında doğu cephesinde Alman ordusu tarafından işlenen savaş suçlarına da değinmesini isterdim. Dürüst ve akıcı bir dili olsa da bu konuya değinmemesi kitabın olumsuz bir yanı. Tüm bunların yanında, esir kampından çıkıp evine giderken bir Çek milisi tarafından ayakkabısının zorla alınmasından sonra yaptığı çıkarım, kitabı değerli kılan unsurlardan: ''Bu çek milisle karşılaşmam bana kaybedenlerin ne kadar çaresiz olduğunu
Edebiyat
Kan Kırmızı KarlarGünter K. Koschorrek · Kronik Kitap Yayınları · 2019403 okunma
Zengin Bir Zihnin Yoksul Eseri
5/10
·238 syf.··
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 16:59
‘’ İhsan Oktay Anar'ı okumak nasıl bir deneyim?’’ diye sorsalar, ‘’daldan dala atlayan bir maymunu izlemek gibi’’ derim. Okuyucuyu daha ilk sayfada birbirine geçen olaylar ve karakterler ve böyle bir anlatım dili karşılıyor ki herkese hitap eden bir yazım dili değil. Bundan dolayı kitabın özetini ve konusunu kısaca açıklamak bir noktada zor. Kitapta tek bir ana karakterin olmadığını rahatlıkla belirtebilirim. Bir an 17. yüzyılda Konstantiniyye’de bir dilenciyi veya kahvehanede çıraklık yaparken mektebe girip kitap yazacak kadar kendini geliştirmiş, eseri padişaha sunulduktan sonra padişah kendisine iltifat olarak ‘’oğlum’’ deyince kendini şehzade sanan bir adamı okurken, bir anda Bağdat’ta nam salmış bir hırsızı okuyorsunuz. Ancak belirtmezsem haksızlık olur, yazar, olayları ve karakterleri birbirine bağlama da gerçekten iyi. Eserin dili akıcı da olsa, kendini okutsa da alıştığım şekilde bir olay örgüsü etrafında gelişen hikâye ve karakter gelişimine sahip değil. Dolayısıyla karakter ve felsefi derinlik arayan okuyucuyu hayal kırıklığına uğratabilir. Yazarın zengin bir hayal gücü olduğu aşikâr. Dolayısıyla istikrarlı bir şekilde ilerleyen ve zamana yedirilmiş bir hikâyeye ve karakter gelişimine sahip bir eser ortaya çıkarabilirdi. Örneğin kitabın en ilginç kısımlarını oluşturan ‘’İstihbaraht-ı Hümayun’’ ile ilgili tek başına bir roman yazılabilir. Bunun örneklerinin kitapta birden fazla olması yazarın hayal gücüne ve kurgu zenginliğine delil olsa da, benim için bunun hakkını verebilen bir eser olmamış. Üst üste geçen olaylar silsilesi, iç içe geçen bir anlatım diline yabancı değilseniz alınıp okunabilir.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
Mükemmel bir girizgah
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 18:25
Bir tarih-araştırma kitabı normalde 3-4 günde bitmez. Ancak bu kitap bir tarih kitabından, hele ki makaleler derlemesi olan bir kitaptan beklenmeyecek derecede o kadar sade ve akıcı bir dilde yazılmış ki bir solukta bitirebiliyorsunuz. İlber hocanın eseri kaleme alma motivasyonu da okuru kitabı eline almaya teşvik eden bir unsur. Osmanlı sarayları, Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı padişahları, mutfak, Enderun, devşirme sistemi vs... gibi konularda temel ancak okurun bilgi düzeyini artıracak bir eser kaleme almış. Örneğin 2. Abdülhamid Han'ın marangozluk eseri olan bir dolabın arşivleri saklamak için kullanılması, Ahmet Vefik Paşa adındaki bir sadrazamın tiyatro oyunları yazan, bizzat tiyatro salonunda oyun sahneleten bir sadrazam olduğunu (kitapta sadece tiyatrocu olarak vurgulanıyor, bu alandaki faaliyetlerini kısa bir arama sonucu öğrendim) öğreniyorsunuz. Ortaylı'nın kendi tarihi ve milleti ile barışık bir tarihçi olduğunu satır aralarından görmek gayet mümkün. Tarihi mekanlara vesikalara sahip çıkılması konusunda ki eleştirileri merhum hocamızın sahip olduğunu barışıklığın toz pembe portre çizmesine sebep olmadığını belirtmek mühimdir.
Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmekİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20233,788 okunma
Bilgi Güçtür. Peki Güç Kimde?
7/10
·680 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 18:32
Andreas Eschbach'ın bu kitabını uzun zamandır okumayı bekliyordum ve nihayet bitirdim. Kitabın kapak tasarımından başlamak istiyorum, çünkü kitap kendi o noktadan itibaren göstermeye başlıyor desem yeridir. Kitabın ismi Nazi Almanya'sında bir dönem Alman ruhunu yansıttığı için resmi belgelerde dahil her yerde kullanılan ''fraktur'' yazı sitili ile yazılmış ve kapağın ortasındaki göz ise adeta 1984'e selam duruyor diyebiliriz. Oldukça iyi düşünülmüş bir tasarımı var. Hikâye, ''bilgisayar, internet, telefon, e-posta gibi teknolojilerin Nazi Almanya'sında bulunması halinde neler olurdu?'' sorusu üzerine kurulu ki oldukça sağlam bir dinamiğe sahip. Varlıklı ama içe dönük bir kız olan Helene'nin lise'den sonra ülkenin güvenlik kurumu olan NSA'da programcı olarak çalışmaya başlamasını, bu kurumun ülkedeki vatandaşların kalori tüketimi, bina yapılanmaları gibi faktörler kullanarak vatandaşların izlenmesi ve ülkede yahudi, asker kaçağı vb... kişilerin saklandığı yerleri tespit edebilen bir kurum olması, böylesine müthiş bir yapıyı kendi çıkarı için kullanan Eugene üzerine kuruludur. ''Bilgi güçtür'' ve Nazi rejimi teknoloji sayesinde bu gücü elde etmiş ve inanılmaz derecede kullanabilmektedir. Yazar, günümüz teknolojisinin Nazi Almanya'sında olması halinde gerçekleşecekler konusunda oldukça gerçekçi bir alternatif tarih yaratmış. Diğer yandan Anne Frank, Nazi Rejimi karşıtı broşürler dağıtırken yakalanıp idam edilen Sophie Scholl gibi gerçek tarihten kişiliklere de ufak da olsa bir rol verip saygı duruşunda bulunması güzel bir detay olmuş. Ancak bir noktadan sonra romanın sadece Helene ve Eugene arasında gidip gelmesi hikâyeyi ve evreni dar bir çerçevede bırakmış. Yan karakterlere daha fazla yer verilerek oluşturulan bu evren detaylandırılabilirdi. Helene'nin bir programcı olarak
Edebiyat
NSAAndreas Eschbach · Pegasus Yayınları · 20208 okunma