Blokzinciri ve Yeni Güven Mimarisi’ kitabının yazarı Kevin Werbach’a göre; devletler sadece blokzinciri uygulamalarını, yine blokzinciri ile düzenlemenin bir yolunu bulmakla kalmayacaklar; aynı zamanda bu çabaları, bariz şekilde ezber bozan ve dönüştürücü bu yeniliği en iyi şekilde kullanmamızı sağlayacak.
17 Mayıs 1792’de yirmi dört adam bir çınar ağacının altında (Buttonwood) bir araya gelerek, dünyayı dönüştüren bir belgeye imza atmasından blokzincirine kadar uzanan bu süreçte birçok yenilik ve devrim oldu. O zamanlar Buttonwood Anlaşması’ndan doğan bir şirket olan Depository Trust & Clearing Corporation (DTCC), bugün yıllık 1,5 katrilyon dolarlık işlem gerçekleştirmekte. Bu, dakikada 3 milyar dolara denk veya tüm dünya ekonomisinin yıllık çıktısına eşit.
Blokzinciri 2008 mali krizi sırasında hükümetlere ve şirketlere duyulan güvensizlik ortamında yeşerdi ve 3 Ocak 2009’da Bitcoin’in hayatımıza girmesiyle yeni bir güven mimarisi doğdu.
Güven mimarisinden kasıt şu; Öğelerinden herhangi birine güvenmiyorsan bile sistemin bütününe güven. Bir blokzinciri ağı, katılımcıların, paylaşılan dağıtık bir deftere kaydedilen bilgilere, doğrulanmasına gerek kalmaksızın güvenmelerini sağlıyor. Ayrıca hiç kimse mal sahipleri, aracılar ve hatta hükümetler bile ağdaki işlemleri durdurma ya da değiştirme konusunda sınırsız bir güce sahip değil.
Herkesin katılımına izin veren açık kaynaklı yazılı ve merkezi olmayan temeller üzerine kurulu blokzinciri, güven ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Daha ziyada güvenin yeni bir biçime bürünmesini temsil ediyor. O çınar ağacının altındaki öncü borsacılar, kişisel ilişkilerine dayanarak bir araya geldiler ve bir aracıya, borsaya güç verdiler. Blokzinciri ağı katılımcıları ise arada herhangi bir merkezi otorite veya kişisel bağlantı olmamasına