“Ama ben herkesin ölümüne ağlıyorum, tanımadığım insanlarınkine bile. Bu, savaşın bize kattığı bir duygu, her gün dehşet verici o tedirginliği yaşaya yaşaya, tanımadığımız insanlar için bize acı çektiren duygu.”
Zamanımızın Romeo ve Juliet’i gibi görüyorum, Ted Hughes ve Sylvia Plath’i. O kadar “olur”un arasında böyle bir “olmaz”lığı nasıl bulmuşlar? Kader çizgisinden bir sapma.. Acaba yolunda devam etse n’olurdu? Sanırım çoğu insan acısıyla tanınmak yerine, başkalarının gözü değmeden yaşanan bir huzuru, mutluluğu tercih ederdi.
Okurken gözlerimin nemlenmesinden zor, çok zor uzaklaştım. Hem çok başarılı bir yapıt, hem de anı defteri niteliğinde..