Gözümün nuru, hoş geldin... Otur hele şuraya, toprağın sıcaklığını duy dizlerinde. Bak, sırtını şu ulu çınara yasla; hani dalları gökyüzünü kucaklayan, kökleri yedi kat yerin dibine inen o kadim ağaca... Anlatayım, ama bil ki bu sadece bir eşkıyanın hikâyesi değildir; bu, toprağın uyanışıdır, insanın haksızlığa karşı göğsünü siper edişidir.
Çukurova’nın sıcağı alnına vursun, dikenler ayaklarına batsın hele...
Başkaldırının Doğuşu
Bu ilk kitapta Memed daha bir çocuktur, bir fidan... Dikenli düzende, Abdi Ağa’nın zulmü altında inleyen Değirmenoluk köyünde bir çığlıktır.
İnsan dediğin toprağa bağlıdır ama toprak ağaya bağlı... Memed bakıyor ki zulüm dağları aşmış, Yeter! diyor.
Sevdası Hatçe için, onuru için dağa çıkıyor Memed. Ama sanma ki keyfinden! Mecburiyet denilen o kor ateş düşüyor içine. Abdi Ağa’yı vurduğunda sadece bir adamı değil, o karanlık düzenin kalbini nişan alıyor. Ama zulüm bir kafa kesmekle bitmiyor ki, bin kafa çıkıyor yerine.