Kalp rekâtın alemde farzet ki kıldın: mütevazî müteâl. “İyi ki geçiyorsun zaman… Ya acının damarlarıma dolduğu anda donsaydın.” Mevlânâ’nın bu rikkati; Kierkegaard’ın “kaygı”, Jung’un “gölge”, Viktor Frankl’ın “anlam istenci” dediği eşiğe benzer. Bütün ehemmiyetimiz; iman ehliyetini aşkın rengine yaklaştırabilmektir; acının nârin hattında inanabilmektir. Çünkü yazgı, durağan bir kader değil; İbnü’l-Arabî’nin dediği gibi her an yeniden tecellî eden bir mümkinattır. Zikri Mindfulness; acıdan kaçmak değil, acıyla aynı odada oturabilme terbiyesidir. Nasılsa cennet modern değildir; kırılma noktası, Rilke’nin dediği ; “Hayatını değiştirmelisin”i dememek, kendi değerlerini küçümseme trajedisini epik bir kibre giydirmemektir. “Değer yargıların umûrun olmuşsa; duyguların izotonik bir formdur.” 'Ecirnâ mine’n-nâr’ dedikçe aşk! Safî kalpsek; Müteâl’e hayret ederken, haşyete râbıtada düğüm yâ Elest’tir; ya şimdi, ya rahmet… “Ben Basra’ya da fırsat vermemiş idim; kim var kim yok, dört gözle beklesem  şu şiiri derim: ‘Otağı kalkacak sultan eğlenmez.’” “Kebîr’in tevâzusu karınca değildir yâ Rab…” Platonik cennet;felsefenin içtihâdı göremeyişidir tâ Molla Kasım’a kadar. Ve; ketm-i keramette kıtmir oldun sûrâna dek kâinat! “Nurullah Genç’in Yağmur şiiri gibi, imâna en büyük engel olan travmalarının üstüne giderek; gerekirse duygusal eziyetin dozunu artırarak direteceksin. O zaman dünya çözünür. Zaten hâli cennet olanın uhrevî tarafı için ‘Dünya zindandır mümin kullara; zindanda olan kul kolay eğlenmez…’ şiiri hükmünden geçer; çünkü her şey zıddıyla bilinir. İnsan, bildiğinde de kibre girmemelidir. Emanete tevazu, nisyan ile mâlûl olduğuna hürmetendir.” "İlmî irfandan nasip almayan zahmet çeker,” diyor Alvarlı Efe. O vakit, okuduğun kitaplar da yazgına tesir eder. “Hüviyeti
Sanat Sokağında ki Yolculuğum
Bazen insanın hayatında ki en büyük yolculuklar bir sohbetin ışık huzmesiyle başlar . Hakir kelimeler büyülü cümlelere dönüşür farkında bile varmadan zihinde kök salmaya, yeni meraklar uyandırmaya başlar. İşte o zaman anlarsın bazı sohbetler sadece konuşulup unutulmak için değil insanın duygu ve düşünce dünyasına dokunmak , ona farklı perspektif ve yeni ufuklar kazandırmak için vardır. Böyle durumlarda insan ruhunun en yakın yol arkadaşı merak olur . Merak ,cevap buldukça asla yetinmez ,aksine her cevap ardında yeni sorular bırakır .Merakın da en yakın dostu olan sorular ,zihninde volta atmaya başladıysa yeni yolculuklar için yola revan olma zamanı gelmiştir demektir. Çünkü yeni sorular yeni yolculukların habercisidir . Ben de öğrendiklerimle yetinmeyip her yeni bilgiyle biraz daha derinlere inmeye başladım . Her araştırma beni başka bir düşünceye , her düşünce de yeni bir keşfe sürüklüyordu. İlk adımlarımı felsefenin büyüleyici ve derin dünyasında attım. Beni adeta girdap gibi içine çekiyordu ancak yolculuğum devam ettikçe ve kuyularım daha da derinleştikçe felsefe de tek başına yeterli olmuyordu artık. Duyulmayan ama içten içe hissedilen sesler beni kendine doğru çağırıyordu. İşte bunlardan bazıları Tarih benim branşım ve sadık yoldaşım, edebiyat ruhuma yeni bir ruh katan arkadaşım ,sanat içinde birlerce güzelliği barındıran sokaklarım… Sanki hepsi aynı ağacın farklı dalları gibiydi aynı kökten besleniyor ama çiçekleri farklı dallardandı … İşte tam bu noktada sanatın sokakları usulca beni kendine çekiyor ben de bu çağrıya kayıtsız kalamıyor adımlarımı o tarafa doğru yöneltmekten kendimi alamıyordum. Bu çağrı ne yüksek sesli ne ısrarcıydı ama bir o kadar da insanın ruhuna işliyordu. Attığım her adım başka bir sokağa ,her sokak bambaşka renklere ,düşüncelere
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gözlerinde Gördüm Güneşi
​Gözlerinde gördüm güneşi, Eridi içimin buz tutmuş dağları. Karanlık gecelerin ardından gelen, Müjdeler gibiydi o bakışın harı. ​Bir şafak vakti sessizliğiyle, Dokundu ruhuma gözlerinin rengi. Ne bir gölge kaldı, ne bir fırtına, Buldu en sonunda kalbim dengini. ​Gözlerinde gördüm güneşi ben, Artık ne kış korkutur beni, ne ayaz. Sen baktıkça ömrüme böyle, Mevsim hep bahar kalır, hep yaz.
Şiir
Taş gibi mi ? Emanet gibi mi ?
İnsan bazen bir başkasını doğrudan yaralamaz; fakat onun konuşacak yerini daraltır, kendini anlatma hakkını elinden alır, özelinde saklı kalması gereken bir bilgiyi toplu bir hüküm cümlesine dönüştürür ve sonra da bütün bu incitmeyi hakikat adına yapılmış bir cesaret gibi gösterir. Oysa insanın itibarı, yalnızca kendi adına sahip çıkmasıyla değil, başkalarının onun adını hangi niyetle andığıyla da korunur. Birinin geçmişini, hatasını, mahremiyetini, kırılganlığını veya kendini açıklamakta zorlandığı bir yanını herkesin önüne bırakmak, çoğu zaman adalet aramak değil, içimizdeki eski hasedi yeni bir dile tercüme etmektir. İlk insan hikâyelerinden bugünün dijital meydanlarına kadar değişmeyen şey, kötülüğün çoğu zaman uzaklardan değil, insanın kendisine en yakın gördüğü yerden başlamasıdır. Aynı sofradan kalkmış, aynı sözü duymuş, aynı inanç kelimelerini öğrenmiş insanlar bile, kalbin terbiyesi eksik kaldığında, birbirlerinin yükünü hafifletmek yerine birbirlerinin adını ağırlaştıran bir imtihana dönüşebilir. Bugünün dünyasında insanı yok etmek için artık elin kirlenmesine gerek kalmadığını, bazen bir cümlenin, bir ima kırıntısının, bir ekran görüntüsünün, bir alaylı suskunluğun veya dindarlıkla süslenmiş bir ithamın, bir ömrün üstüne ağır bir gölge gibi çökebildiğini görmek zorundayız. Çünkü çağın en tehlikeli yanı, kötülüğü kaba görünümünden çıkarıp nezaket, ahlak, iman, doğruluk ve kamu yararı kılığına sokabilmesidir. Kardeşlik yalnızca aynı sofraya oturmak, aynı soyadı taşımak, aynı inanca mensup olmak veya aynı mahallenin insanı olmak değildir; kardeşlik, bir insan düşerken kalabalığın arasına karışıp seyirci olmamak, onun en zayıf anını kendi üstünlüğümüzün delili hâline getirmemek, hakikati savunurken bile merhametin kapısını kapatmamaktır. Belki de bu çağda
Hayata Dair
Özüne Dön
Eski bir kapı açıldı gönlümde, İçinde eski bir ben oturur. Yıllar geçti, yollar bitti, Ruhum yine Hakk'a yürür. Ten dediğin bir gölgedir, Güneş döner, gölge gider. Ruh Hakk'ın bir nefesidir, O ölmez, aslına gider. Bana dediler: "Derdin söyle." Söyledim, döndüler geri. Dert ehline sır görünür, Anlamaz her gelen biri. Mal da senin, mülk de senin, Neyin var ki övünürsün? Ruhunu pula satarsan Hangi yüzle görünürsün? Kapat gözün, aç gönlünü, Ara Hakk'ı öz içinde. Bir damla aşk düşse kalbe, Derya olur söz içinde. Anadır ilk dua eden, Evlat için gece gündüz. Bir Fâtiha saklar bağrında, Rahmet olur sessizce yüz.
Şiir
İmanla Parlayan Dünya
Dünya, bir nakışlı köşk, bir gizli hazine, Gözler görmez onu, bakmazsa özeline. Asıl güzelliği, Allah’ın nefesinde saklı, İmanla bakarsan, döner nurun denizine. Bir sabah seherinde, rüzgar eser huzurla, Her zerre titrer durur, o eşsiz bir gururla. İman bir güneş doğar, kalbin tam ortasına, Dünya parlar o vakit, nur ile, bin bir nurla. Çiçekler zikirde bak, dalgalar ise hu der, İnanan gönül gözü, her renkte bir iz güder. Dünya bir imtihanlı, kısa bir yolculuktur, İman nuru olmasa, o yol vuslata gider. Dertler birer ciladır, gönül aynası için, Sabırla yoğrulunca, biter tüm gamın, için. İmanla bakınca sen, kışın bile bahar var, Bu dünya bir bahçedir, sevdalılar seçin. Güneşin batışında, bir hüzün değil huzur, İman, her an içinde, bir maneviyat bulur. Dünya bir gölge gibi, fanidir amma lakin, İman ile yapılan, ebedi bir iz olur. İşte dünya hayatı, imanla bir şölenmiş, Karanlıklar çekilmiş, kalbe nur dökülmüş. Bir şükür makamında, nefes almak ne güzel, Bu aşkın sırrına dek, cümle alem bükülmüş....🌹❤️ ©EMİRHAN ARSLAN
Din