OKUDUĞUM "EN MANYAK KİTAPLARDAN"
10/10
·188 syf.··
2025 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2025 00:00
Dostoyevski okumak genellikle insanın ruhuna atılmış ağır bir yumruk gibidir; ancak Öteki kitabını okumak, doğrudan yazarın sizi bir sandalyeye bağlayıp beyninizin içine mikser sokmasıyla eşdeğerdir. Çoğu okurun kitabı yarım bırakmasının, "Bu ne anlatıyor dayı ya?" diyerek rafa fırlatmasının veya acımasızca eleştirmesinin altında yatan temel sebep, kitabın sadece şizofreniyi anlatmaması, okura şizofreniyi bizzat yaşatmasıdır. Kitabın en büyük edebi tuzağı anlatıcı tercihinde gizli. Dostoyevski bize hikayeyi üçüncü tekil şahıs ("o" diliyle) anlatıyormuş gibi yapar. Klasik bir Tanrısal anlatıcı bekleriz; olaylara dışarıdan, objektif bakan bir göz... Ancak sayfalar ilerledikçe fark ederiz ki, o dışarıdaki kamera aslında doğrudan Yakov Petroviç Golyadkin’in o paranoyak, hastalıklı beyninin içine yerleştirilmiştir. Yani kameraman (Dostoyevski) bizi bilinçli olarak taklaya getirir. Olayları Golyadkin'in çarpık algı filtresinden okuruz. Bu yüzden kimin gerçek, kimin halüsinasyon, kimin gerçekten kötü niyetli, kimin sadece işinde gücünde olduğunu asla bilemeyiz. Bu klostrofobik anlatım tarzı, okumayı bir edebi zevkten çok bir sabır testine dönüştürür. Kitabın yoruculuğu bir hata değil, Dostoyevski'nin okura attığı kasıtlı bir hasardır: Eğer Golyadkin’in zihninde beş dakika geçirmek sana zor geliyorsa, onun bu zihinle bir ömür nasıl yaşadığını düşün. Golyadkin karakterinin konuşmaları, başlı başına bir klinik vaka analizidir. Karşısındakiyle iletişim kurmaya çalışırken girdiği o anlamsız kibarlık krizleri, lafı ağzında gevelemesi, bir türlü sadede gelememesi ve ezikliği... Okurken insana fiziksel bir rahatsızlık verir. "Sadede Gel Golyadkin!" Onun diyaloglarını okurken hissettiğiniz o "ikinci el utanç" (cringe) hissi muazzamdır. Golyadkin bir şey söylemek ister, söyleyemez,
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,5bin okunma
8/10
·896 syf.··
2026 18. kitabı
4. kitabın incelemesi uzun özetin ardından değerlendirme şeklinde olacak. Bu sefer de böyle olsun istedim zira ilk tek cümlelik bir girizgah yapamayacak kadar yorgunum. Bitirmek 1 aya yakın zamanımı aldı ve özet için not almak, cümleleri kafamda toparlamak, yazım yanlışı ve anlatım bozukluğu yapmadan bir yazı hazırlamak da haliyle zaman alıcı ve yorucu oldu. Açılış sahnesi gelecekten bazı şeyleri görme yeteneği olan yeni kabul edilmiş olan, tam adının Elmindreda olduğunu öğrendiğimiz aes sedai Min'in TarValon'a gelip Amyrlin ile görüşmek istemesiyle başlar. Sheriam Amyrlin'in meşgul olduğunu söyleyip izin vermese de Sahra adlı genç aes sedai ona yardımcı olur. Min Amyrlin'e yani Siuan Sanche'ye gördüklerini anlatır. Kötü şeyler görmüştür. TarValon da bir savaş olacağını, ölü aes sedai ve muhafızlar gördüğünü söyler. Bununla eş zamanlı olarak Beyazpelerinlilerin lordu Byar'ın Andor'da Karanlıkdostu avı devam etmektedir. Yeni karakter gibi görünen esasında Padan Fain'İn ta kendisi olan Ordeith ekibi sürekli kışkırtıp nefret yaymaktadır. Tenekeciler, yani Tuathanlar yani şiddet karşıtı gruptan 3 kişi kayıptır ve Ordeith tamamının öldürülmesi yönünde manipülasyon yapmaktadır. Bornhald'ın Perrin'e olan nefreti devam etmektedir ve babasının ölümünden onu sorumlu tutup intikam planları yapmaktadır. Yine eş zamanlı olarak Aryth okyanusu kıyısında 2.kitaptan tanıdığımız Seanchan grubu ile karşılaşırız. Yüksek leydi Suroth Sul'damlara Rand'ın nerede olduğunu, gücü nasıl yönlendirdiği sorar ama yakalarsa onu imparatoriçeye götürüp götürmeyeceğini kendisi de bilmemektedir. İşler biraz game of thrones'a dönmektedir. Bu kısa sahneden sonra kendilerinden bir daha haber alamayız. Bakalım kaçıncı kitapta karşımıza çıkacaklar. Ekip bıraktığımız yerde Taş'tadır. Perrin'le Faile odada
Gölge YükseliyorRobert Jordan · İthaki Yayınları · 20211,048 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·536 syf.··
2026 1. kitabı
‎Bu romana bir tür adı vermem gerekse Hayat romanı derdim çünkü tamhayatın içinden tam bizden. Roman yazar anlatıcının İranlı halı tüccarı dedesi Settarhan ile Trabzonlu anneannesi Zehra'nın bu uzak coğrafyalarda rağmen nasıl olupta evlenebildikletini merak edip dedesinin hayatını öğrenmek için İran'a gitme kararı almasıyla başlıyor. Bu arada hayatında ona bir sürprizi oluyor ve baktığı fotoğraflardan bir gölge olarak  onların yanına gidip . bizzat şahit oluyor hatta hakim anlatıcı gözüyle göremediklerini bile görüyor. Bu iki insanın karşılaşma serüvenleri paralelinde :Balkan Seferleri, 1.Dünya Harbi, Sovyet Rusya'nın kuruluşu, muhabirlik ,Mecusiler gibi tarihi meselelerde kahramanların hayata etkileriyle güzel ve çarpıcı işlenmiş. ‎Yazar anlatı boyunca hiç acele etmeden oldukça  şairane üslup ve betimlemelere yer vermesiyle duyguyu okura çok güzel verebilmiş. Bu eseri bir sefer daha okuyup bitirmişken esere veda etmenin hüznünü tekrar yaşıyorum. ‎Ah İsmail!  Osmanı'nın Balkan koçu Zehra seni Gülcemal Vapuru'nda uğurlarken ben de arkandan ağladım. Hele o günlüğünü okurken gözyaşlarına hakim olabilmek ne mümkün. Zehra'ya şöyle demiştin günlüğünde : "Söylesene Zehra'm unutmak bu lisanda kaç hecedir? " haklıydın bu acıları unutmak ne mümkün. . . ‎Setterhan, Sehend Dağı'nın zirvesinde ölümle karşılaştığında ölüm olunca her şeyin nasıl da teferruat olduğunu bir kere daha anladım. Zehra muhacirlik yolundayken insan denen mahlukun ne kadar kötü olabileceğini ise idrak ettim. ‎Sofya'nın ve özellikle Celil Hikmet'in mektupları ise beni benden aldı.Yani bu hikayeden heybem gayet dolu ayrılıyorum nasibi olan karşıma çıksın. ‎Zehra ve Setterhan'ın bir yanları kırık kalacak ama ihtimal bir kafiye tutturabilmişlerdir. Hem tuttursunlardan bizim de bir okuduğumuz roman da mutlu bitsin
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
10/10
·276 syf.··
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 13:52
Güzel günlerin habercisi #okudumbitti #güzelgünlerinhabercisi . Düzenim bozulur hayatın altı üstüne gelir diye endişe etme.. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını… Yara almak , sabırla iyileşmek ,umud etmek ve ikinci bir şansı derin anlatan bu hikayeyi bütün haline getiren bir söz bu …Hz şems’in o derin Anlamlı nasihatı.. . Hikayenin temelinde, çok büyük acılar yaşamış iki insanın küçük bir kasabada kesişen yollarını ve birbirlerinin şefkatine sığınarak eksik yanlarını, yaralarını sarıp ikinci bir şansla yeniden ayağa kalkmak, yeni hayatın ilk gününe birlikte başlamak var.. Kurguda iki ana karakterimiz Cade be Hope’un dışında bir de tatlı köpüşümüz gölge var.. . Hope ikiz kardeşini savaşta kaybeder ve hayata küser.. yaşadığı bu büyük acı yüzünden evini bırakıp izole bir yaşamı tercih eder.. küçük bir sahil kasabasına yerleşerek orada öğretmenlik yapmaya başlar…okul dışında insanlardan arınıp doğaya ,hayvanlara tutunarak iyi olmaya ugrasmakmaktır.. ama işler umduğu gibi gitmez çünkü çalıştığı okulda bir nedenden dolayı veliler, müdür, öğrenciler ,öğretmenler birbirine girmiş ve her şey sarpa sarmıştır.. kendini iyileştirmeyi düşünürken karşısına Cade çıkar..Cade afgan Savaşı’nda yaralar almış hem fiziksel hem de psikolojik olarak yitik bir askerdir.. Yaşadığı travmalar yüzünden insanlarla arasına mesafe koymuş ,öfkeli ve kendini dünyadan soyutlamıştır.. aynı zamanda işlediği suçtan dolayı kamu hizmeti cezası almış, o da kendini bu sakin kasabada bulmuştur..( ya da öyle sanmıştır ) çünkü sonradan yaşananlar kasabanın hiç de umulduğu gibi masum bir yer olmadığını gösterir.. Cade ‘nin kasabaya gelmesi hikayenin kırılma anınıda beraberinde getiriyor . Hikayede bir de gölgemiz
Güzel Günlerin HabercisiDebbie Macomber · Epsilon Yayınları · 2023224 okunma
Puan vermedi·293 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Hamnet benim için hayranlıkla sıkılmanın aynı anda mümkün olduğunu gösteren kitaplardan biri oldu. Bitirdiğimde uzun süre etkisinden çıkamadım ama okurken bazı bölümlerde elim sürekli sayfa sayısına gitmedi desem yalan olur. Maggie O’Farrell öyle bir dil kurmuş ki bazı cümlelerin üzerinde durup tekrar okumak istedim; özellikle yasın, kaybın ve aile içindeki görünmez bağların anlatılışında gerçekten çok güçlüydü. Fakat olay örgüsünden çok duyguların ve atmosferin ön planda olması nedeniyle zaman zaman durağanlaştığını da hissettim. Kitabın en sevdiğim yanı ise Hamnet’in hikâyesini anlatırken aslında bir çocuğun ölümünden çok, geride kalanların sessizce parçalanışını anlatmasıydı. Agnes karakteri özellikle aklımda kaldı. Doğayla kurduğu bağ, insanları sezgileriyle okuyuşu ve toplumun ona biçtiği role sığmayan yapısı onu unutulmaz kıldı. Shakespeare’in ise merkezde olmamasına rağmen her sahnede hissedilen bir gölge gibi durmasını çok etkileyici buldum. Yazarın onu bir dahi olarak değil, hataları ve eksikleri olan bir eş ve baba olarak göstermesi kitaba ayrı bir derinlik katmış. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim; eğer hikâyede sürekli bir hareket, olay veya yüksek tempo arıyorsanız Hamnet sizi zorlayabilir. Çünkü bu kitap yaşananlardan çok hissedilenlerle ilgileniyor. Bazen bir bakışın, bir sessizliğin ya da bir odanın içinde dolaşan kederin sayfalarca anlatıldığı oluyor. Ben o edebi atmosferi çok sevdim ama yer yer hikâyenin biraz daha toparlanmasını ve ilerlemesini de istedim. Yine de kitabı kapattığımda aklımda olaylardan çok duygular kaldı. Sanki bir roman değil de, yıllar önce yaşanmış büyük bir acının yankılarını dinlemiş gibi hissettim. Her kitabı severken kusurlarını unutmak gerekmiyor; Hamnet benim için hem hayran kaldığım hem de zaman zaman sabrımı sınayan
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,7bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:53
İktidar öyle bir bela ki Hz. Peygamber’in “Onlar benim dünyadaki iki reyhanımdır (çiçeğimdir)." Diyerek sevdiği torunlarının sonu olmuştur. Kerbela Müslümanların yüreğinde dinmeyen sızı.”Cennet gençlerinin efendilerinden biri olan Hz. Hüseyin’in şehadeti tarihin belki de en sarsıcı ve de üzücü olayı. Kitapta Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinin ayrıntılarını okudukça kalbim paramparça oldu. Bildiklerim yanında bilmediklerimi de öğrenince hayrete düştüm. Daha doğrusu kahroldum. Ben okurken dayanamadım. O zalimler( içimden daha ağır sözler söylüyorum) nasıl olurda bu kadar acımasız olmayı başardılar. Hangi koltuk O mübarek insanların hayatından daha değerli olabilir ki? Kitabın anlatımına gelecek olursam yazar bir konu hakkındaki tüm rivayetleri vermeye çalışmış. Kaynağın doğruluğu için bunu yapmış evet ama bu durum tekrara düşürmüş. Yezid hakkında aktardıkları beni biraz kızdırdı. Pişman olmuş falan filan…Doğrusunu Allah bilir ama Muharrem’e kan bulaştıran, bu mübarek ayın güzel olaylarına gölge düşüren o kafirin bir anlık bile pişmanlık yaşadığına inanmıyorum. Ve son olarak o kadar çok isim geçiyor ki kimin kim olduğu noktasında karışıklık yaşayabilirsiniz.
Zulme Direnen İmam Hz. HüseyinSüleyman Ateş · İlk Harf Yayınları · 201511 okunma