~Bu bir denemedir~
6/10
·656 syf.··
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:05
Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım. Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım. Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024704 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İKİ AİLE ARASINDA... YAPAYALNIZ...
7/10
·192 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 01:09
Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar. Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi? Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman. Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor. Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi. Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor: “Ben gerçekten kime aidim?” Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor. Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı
Alıntı
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,175 okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2026 11. kitabı
Çıktığından beri listemdeydi. Hatta çevrilmeden önce seriyi toplamak istedim fakat gözümü korkuttu uzun bir seri ve orjinal basımın tuzlu olması. Dün başlayıp aynı gün içerisinde bitirdim ilk cildi. Bana Gece Evi Serisini hatırlattı ki o seriyi de severek okuyorum hatta bitmek üzere. Zodyak Akademisi ise ikiz kardeş olan Tory ve Darcy’ nin okula giriş kısmı ve o dünyaya ayak uydurmaya çalışmasını anlatıyor. Ben okula götürülmeden önce iki kardeşin hayatını da anlattıkları kısımları severek okudum. Okul 4 ana bölümden oluşuyor. Ateş, hava, su, toprak. Elementler ve burçlar üzerine , karakterlerin fantastik özellikleri olmasına kadar çoğu şey mevcut. Severek takip edeceğim seriyi. İkinci cildi sipariş ettim bile ve şu anda ilk üç kitap çevrildi. Devamını da sabırla bekliyor olacağım.
UyanışSusanne Valenti · Olimpos Yayınları · 2025354 okunma
8/10
·136 syf.·
Beğendi
·
2026 59. kitabı
#neokudum Ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri olan Murathan Mungan, kelimeleriyle beni masallar diyarına götürdü, yine büyüledi. Lal Masallar, adından da anlaşılacağı gibi suskunlukların, dile gelmekte zorlanan duyguların ve içimizde sakladığımız hikâyelerin peşine düşen üç masaldan oluşuyor: Âzer ile Yadigâr, Muradhan ile Selvihan ve Ulak ile Sadrazam. Buradaki “lal” yalnızca konuşamamak değil; bazen bir aşkı, bir özlemi, bir yarayı ya da insanın içinde taşıdığı sesi farklı yollarla anlatmak demek. Mungan, masal geleneğinin büyüsünü korurken her hikâyenin içine insanın kendi yüreğine açılan bir kapı bırakıyor. Karakterler bazen söyledikleriyle değil; hissettikleri, sakladıkları ve kendilerini var ettikleri yollarla iz bırakıyor. İçlerinden beni en çok etkileyen Âzer ile Yadigâr oldu. Âzer’in sazında, Yadigâr’ın dokuduğu kilimlerde aynı duygu yankılanıyor: Yüreğin kendine ait dili. Muradhan ile Selvihan, sevdanın dile geldiği hâlde kader karşısında nasıl sınandığını anlatırken; Ulak ile Sadrazam, sadakatin, iktidarın ve insanın kendi içinde verdiği sessiz mücadelenin başka bir yüzünü gösteriyor. İlk iki masalda beni en çok etkileyen şey; aşkın yalnızca kavuşmakla değil, hissetmekle, hatırlamakla ve insanın kendini ifade etme biçimiyle de var olabileceğini görmekti. Belki de Lal Masalların en güzel yanı; bazen suskun kaldığımız yerlerde bile içimizde anlatılmayı bekleyen hikâyeler olduğunu hatırlatması.
1000Kitap
Lal MasallarMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20231,759 okunma
insan yürekli tanrıça: Kirke
9/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:01
bu yıla her ay en az bir kitap bitirme hayalleriyle girdim ama nisan ayında ben kirke'yi elime almam ile bütün bu hayallerim suya düştü. fakat isin tuhaf kısmı kitap kötü olduğu için değil aksine fazla fevkalade ve sindire sindire okunulması gereken bir kitap olduğu için bir türlü bitiremedim. öğrenci olduğum için (camdan atlicam) kendimi gündelik hayatımdan (ve ülkemizin sikik eğitim sisteminden) soyutlayıp tam anlamıyla bir kitaba verme fırsatım pek olmuyor. ancak ben kirke'de belli bir noktaya ulaştığınızda kendinize yalnızca siz ve kirkenin kalacağı bir alan, bir zaman dilimi oluşturmanız gerekiyor. kitap siz ona dikkatinizi verdiğinizde su gibi de akıyor zaten. fakat ben kirkeye ne doğru düzgün bir zaman ayırabildim ne de alan. bu sekilde okuyamadığım ve kirkenin sahane hikayesi sürekli akademik hayatımın arasında kaynadığı için de biraz üzülüyorum acikçası. kitaba gelirsekkk, mitoloji ile ilgilenen biri olarak ünlü figür ve kahramanların hikayelerinin kirkenin hikayesi ile kesismesi bence hos olmus. tanıdığım mitolojik karakterler ile karsilastikca keyiflendim, bu sebeple de bu kitabı okuyacak sahislar mitoloji hakkında az biraz bilgiye sahip olursa kitabı daha cok takdir edebilirler diye düsünüyorum. peki mitoloji hakkında hiçbir sey bilmeden de okuyabilir misiniz? tabi. yunan mitolojisinin temel yapısı hakkında iki üç dakikalık bir arastırmayla cok da keyif alarak okuyabileceğinize inanıyorum. zaten kitabın sonuna madeline miller küçük bir mitolojik karakter sözlüğü de eklemis. okurken anlamakta pek zorlanacağınızı zannetmiyorum, okumadığınız takdirde de cok sey kaciracağınızın altını cizmek isterim. bu kitapla ilgili beni en cok etkileyen sey incelenen temalar ve kirkenin ölümlü yasama iliskin düsünceleri oldu sanırım. bir tanrıçanın gözünden ölüm, gelişim
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma