TEĞMEN — Öldür beni Yüzbaşım, dayanamıyorum! YÜZBAŞI — Dayanacaksın! Kimse dayanamasa, ikimiz dayanacağız! (Bir ân Teğmenin sarsılışını seyreder) Allahın emri!.. TEĞMEN — (Ağlamaklı) Allahın emri... ÜSTÇAVUŞ — Hiçbir ümit kalmadı mı, Yüzbaşım? Daha üç saatlik havamız var... YÜZBAŞI — (Üstçavuşa döner) Gelen telefonlara göre ümit yok... (Durak) Akıntı yerdeyiz. Çanı tutturamıyorlar. Ama belli olmaz, üç saniyelik de havamız kalsa... (Telefon sesi... Yüzbaşı kaplan gibi atılıp âhizeyi kavrar. Herkes kalas gibi gergin, gözler Yüzbaşıya mıhlı... Teğmen, sessiz sessiz ağlıyor.) YÜZBAŞI — (Telefonla) Evet!.. Benim, Kumandan... Evet... (Uzunca durak) Bekliyoruz!.. (Durak) İki üç saat yeter... (Durak) Kıç batarya arkasına inecekler... (Uzun durak) Maneviyatımız sapasağlam... İnşallah... (Yüzbaşı telefon âhizesini yerine bırakır) YÜZBAŞI — (Üsteğmene doğru) Üç dalgıç birden son bir tecrübeye girişmişler. Eğer tutturabilirlerse kurtulduk!
Hayata Dair
Gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür. Bunların dışında boş gurur ya da can sıkıntısı vardır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tanrı'yı düşüncelerimizden silmiş olmak bizi ansızın zamanın dışına itti. Ve zamanın dışına itilmek varoluşun gizeminin dışında kalmak anlamına gelir. Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır. Gizemli bir şeyden gelip aynı şekilde gizemli, bilinmeyen, korkunç başka bir şeye doğru gidiyoruz. Bu öyle bir şey ki en inançlı insanların bile soluğunu kesmeye yetiyor. Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Ve bu iki uç arasında hayat sahnesinde oynamak için çağrıldığımız kısa rolün anlamı nedir?
Sayfa 124·Kitabı okuyor
Kişinin rüşde erişmesi, sorumluluk alabilecek kişilik kazanması on iki, on üç yaşından itibaren bir beklenti oluşturuyor ve bu beklentinin zeminini bir dönemin iktisadi zihniyeti belirliyor. Söz konusu zihniyet, kapitaliz-min meşhur ilkesi olan "bırakınız yapsınlar" (Laisses-faire) mottosu yerine "bırakmayınız, yapmasınlar" ilkesi üzerine kurulmuş bir dün-yadır. Hedef olarak harcamalarında ergence veya sefihçe değil akıllıca davranmayı esas alır. Çünkü bu zihniyetin ahlakı bunu gerektiriyor. Klasik dönemde iktisat, ahlakın bir cüzüdür. Ahlak kitaplarında "Ilmu Tedbîrü'l-Menzil" ve "İlmu Tedbîrü'l-Medine" başlıkları altında kişinin hanesinde ve yaşadığı beldede iktisadın kaidelerine uygun bir düzen sürmesi için gereken davranışlar anlatılır. Dolayısıyla iktisat, birey, hane ve şehir arasındaki dengeyi korumanın ilmi olarak öne çı-kıyor. Reşid olmak, bu yüzden kişinin hanesinden başlayarak yaşadığı beldeye uyum sağlayabilecek ölçülü bir hayata sahip olması anlamına geliyor.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
VE NAMAZ 1961’de kaleme alınmış bir not: «Bugün ne halde miyim? 1961 yılının Mayıs ayında?.. Söyliyeyim? Dostlarıma «zahit» görünmek değil de -Allah saklasın-düşmanlarıma «softa» görünmek ve yeni bir nefret vesikası vermek için söyliyeyim... Biraz da, en büyük hayâ mevzuu olan namazın, sırasında nasıl bir ilâna medar olabileceğini göstermek için haykırayım: Her gün, o günün beş vaktini, zamanında edâdan başka, ayrıca iki günlük kaza namazı kılıyorum. Bu senenin Ramazanında, kazalarımı, bir gün ilâvesiyle üç güne çıkardım. 1957 hapsinden beri tuttuğum ve üstüne «İptilâ Defteri» yazdığım, kocaman bir defterim var... Hapishane notlariyle dolu... Bu defterin sonuna, bülûğa erdiğim tarihten bugüne kadar, her seneyi ay ay gösteren bir tablo ekledim. Bu tabloda geçmiş yılların devre devre kılınabilmiş eda namazlarını, ay ay, mavi mürekkeple karaladım. Kaza namazlarını da kırmızı mürekkeple... Böylece, Allah nasip ederse, mavi mürekkeple ileriye doğru, kırmızı mürekkeple de geriye doğru giden devrelerime yetişecek, Efendi Hazretlerini tanıdığım zamana varacak, oradan da bülûğ zamanıma ulaşacağım. Ömrüm olursa, ondan sonra, tek vakit borcum kalmamış olarak edâlara devam... Defterde, belki maviden çok kırmızı görünecek ama, ne yapayım?.. Allaha ahdim var: – Her gün, en aşağı şu kadarına ahitliyim... Allah ve kul hakkı olarak üzerimde ne kadar borç varsa, bunların hepsini ödetmeden canımı alma... Allahla beraber bütün inananları şahit tutuyor ve onlardan duama ortak olmalarını diliyorum. Namaz, Efendimden aldığım feyizle, benim için her işin başı, her oluşun temeli, dinin direği... Onsuz hiçbir şey konuşamam; ne konuşur, ne konuştururum.
Li Zhensheng'in adı "şanın yükselen bir şarkı gibi dört bir yanma erişecek" anlamına gelir. Li, 1963'te Çin'deki tüm kurumlan yerle bir eden Büyük Proleter Kültür Devrimi patlak vermeden üç yıl sonra ye­ rel bir Harbin gazetesinin kadrolu fotoğrafçısı olma şansına ve şanssız­ lığına sahipti. Gazetede onsekiz yıl görev alan Li, bunun iki yılını bir eğitim kampında geçirmişti: milyonlarca kişi gibi o da bir eylemci, bir zorba ve bir kurban olarak Kültürel Devrim'e katılmıştı. Bir fotoğrafçı -ve kısa süreli de olsa şevkli bir devrimci- olan Li, on yıl boyunca Çin'i sarsan siyasal çalkantıları yücelten onbinlerce fotoğraf çekmiştir. Ancak öte yandan, bu devrimsel deneyin karanlık yüzünü de gören Li, bu sahneleri kaydettiği ve "'negatif negatifler" adını verdiği filmleri uzun yıllar boyunca, yağlı bezlere sarılı biçim­ de evinin döşeme tahtaları arasında saklamıştır. Kültürel Devrim'in tamamen kınanmakta olduğu 1988 yılında, bu karelerden yirmisi Pekin'de sergilendi; 1990 yılında ise, artık bir üniversite profesörü olan Li, onları Birleşik Devletler'e kaçırmaya başlamıştı. 2003 yılında, bu resimlerin yanısıra ayrıntılı başlıklar, tarihsel denemeler ve gazete baskıları, Li'nin de anılarıyla birlikte Li'nin devrim birliğinin de adı olan Kızıl Haber Neferi isimli son derece şık ancak oldukça da ürkütücü bir kitap olarak basılmıştır.
Sayfa 155 - Espas kuram sanat yayınları 2013
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika