Göz
Bir gün, Göz dedi ki: “Bu vadilerin ötesinde, mavimsi bir sisle kaplı bir dağ gördüm. Güzel, değil mi?”
Kulak, bir an dikkatle dinledikten sonra şöyle dedi: “Ama, bu dağ nerede, onu duyamıyorum.”
El dedi ki: “Dağ filan yok, ona dokunamıyorum, boşuna arıyorum onu.”
Sonra, Burun konuştu: “Dağ filan yok, kokusunu alamıyorum.”
Göz başka yere bakıyordu şimdi; ama hepsi birden, Göz’ün tuhaf yanılsaması üzerine konuşmaya başladılar ve şöyle dediler:
“Göz’ün durumu iyi değil!”
Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Hayatta hiçbir şey benim bedenime göre olmadı, hayatım yamalı bir elbise gibi. Hayatımı istediğim şekilde yeniden biçimlendirecek bir terzi arıyorum. Gerçekten ne istiyorum ben?