Boston'un Rusça telaffuzunun "baston" oluşu ne hoş tesadüf. Baston valsi bu biraz da çünkü. Yaşlı ev, altın rakkas, kadim sonbahar. Nostalcya. Rozenbaum - Vals Baston youtu.be/V6-9uyjSNNk?si=... Rüzgardan armağan, ipekli Çin kumaşından Üzerinde basit bir elbiseyle, Halı misali serilen sarı yapraklar üzerinde, Boston Vals eşliğinde dans etti Sonbahar. Ilık gün geçip gitti Ve boğuk boğuk seslendi saksafon İnsanlar her elden bize geldi Ve civardaki her çatıdan kuşlar havalandı, Kanatlarıyla alkışladılar altın rakkası. Müzikse uzadı, uzadı, uzadıkça uzadı. Ne sık görüyorum o rüyayı, O harika rüyamı, Sonbaharın, Boston Vals eşliğinde bize sergilediği dansını Yapraklar düşüyor, Plak dönüyor: "Gitme, kal benimle, sen benim nazımsın". Ne sık görüyorum o rüyayı, O harika rüyamı, Sonbaharın Boston Vals eşliğinde bize sergilediği dansını Zevkten sarhoş, Geçen yıllar yadından ırak Yaşlı ev nicedir gençliğine aşık
Müzik
"Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor.. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en.. Ne en? İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır.Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını.. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki." Ali Lidar
Reklam
İnsanlar gelip geçiyor gökyüzü bizimle kalıyor. Ne kadar merhametli bir yaratıcımız var karanlıktan sonra aydınlığı gösteriyor umudunu kaybetme mesajı veriyor onunla kalmıyor gözalıcı güzellikte ışıkları olan yıldızları ve ayı karanlık gecelerde bize rehber ediyor onunla hayaller bile kurabiliyoruz ısınmak için güneşi gösteriyor sonra o batarken görsel şöleniyle gözlerimizi kamaştırıyor aynı şekilde doğarken de hayran bıraktığı gibi.. peki size diyorum bunlar mucize değil de nedir? Peki yine biz bunların farkında mıyız? Kafamızı kaldırıp bakıyor muyuz bu eşsiz güzelliklere? Koca koca taşların arasında sıkıştırdık kendimizi halbuki bizi bekleyen koskoca evren var. İşte tam şu an da o yıldızlara bakarken yazıyorum bunları.
Kur’ân ayarında bir kitap meydana getirmeye asla gücünüz yetmeyecek; Kur’ân’ın meydan okuması ve sizin bu meydan okuma karşısındaki acziyetiniz kıyamete kadar sürecektir. Bu kitabın bir insan ürünü olamayacağını, insanüstü bir kaynaktan geldiğini iyice anladıktan sonra yine de iman etmemekte diretirseniz, kendi ellerinizle kendinizi cehennem ateşine mahkûm etmiş olacaksınız. O cehennem ki, yakıtı insanlar ve taşlardır. Yani o ateşe sadece inkârcılar atılmayacak; aynı zamanda o taptıkları putlar da –taştan başka bir şey olmadıkları gösterilmek üzere– onlarla birlikte ateşin yakıtı olacaklardır. Zira cehennem, taşları ve kayaları dahî yakıp kavuracak derecede müthiş sıcaklığı olan bir ateştir. İslâm davasını yok etmek için her yolu deneyen müşrikler, bu meydan okuma karşısında sessiz kaldılar, cevap veremediler. Oysa Kur’ân ayarında bir kitap, hiç değilse bir tek sûre yazabilselerdi, Peygamber’i susturup iddiasını çürütecek, böylece canlarını, mallarını ve evlâtlarını fedâ ettikleri uzun ve meşakkatli bir mücadeleye katlanmak zorunda kalmayacaklardı. Üstelik aralarında meşhur şairler, hatipler, edîpler bulunuyordu. Buna rağmen Kur’ân’a nazire yapmaya teşebbüs dahî edemediler. Çünkü onun insanüstü bir kaynaktan geldiğini biliyor, ama kibir ve inatları sebebiyle hakikati inkâr ediyorlardı. Eğer Kur’ân’ın benzerini meydana getirmeye güçleri yetseydi, elbette bunu yaparlardı. Fakat yapamadılar ve kıyamete kadar da asla yapamayacaklar! Kur’an-ı Kerim’in, onların böyle bir şey yapamayacaklarını açıkça belirtmesi ve geleceğe dair verdiği bu haberin aynen gerçekleşmiş olması, hiç kuşkusuz başlıbaşına bir mucizedir. Ey insanlar! Bu meydan okuma karşısındaki acizliğiniz, Kur’ân’ın bir insan veya topluluk tarafından uydurulmuş olduğuna dair şüphelerinizi gidermeli ve onun
1000Kitap
İçimizdeki Muazzam Program: Şifa
Dostlar, sizinle hayatınıza ve sağlığınıza bambaşka bir pencere açacak, çok etkilendiğim gerçek bir hikaye ve belgesel paylaşmak istiyorum. Dünyaca ünlü Dr. Joe Dispenza, henüz 23 yaşındayken çok ağır bir trafik kazası geçiriyor. Omurgasında 6 büyük kırık oluşuyor ve doktorlar bir daha yürüyemeyeceğini söylüyor. Ancak o, zihnindeki inancı, teslimiyeti ve düşünce gücünü birleştirerek, aylar süren bir çabayla yeniden ayağa kalkmayı başarıyor. youtube.com/watch?v=-DWt26_... Allah bizi öyle muazzam bir sistemle programlamış ki, bedenimize aslında her türlü hasarı ve yarayı kendi kendine iyileştirme gücü vermiş. İçimizde adeta kusursuz bir saat gibi çalışan şifa programı var. Ne yazık ki, günlük hayatın stresi, kaygıları ve içimize attığımız o kötü, olumsuz duygular bu güzel düzeni bozuyor, bizi hasta ediyor. Bu belgesel, işte içimizdeki o şifa eczanesini nasıl yeniden devreye sokacağımızı anlatıyor. Videonun altındaki yorumlarda, bu farkındalıkla 4. evre kanseri yenen insanların mucizevi teşekkür mesajları var. Lütfen kendinize bir iyilik yapın ve bu videoya zaman ayırıp izleyin. Bu paylaşımımla bir tek kişiye bile faydam dokunsa, bir kişinin kalbine umut olsam dünyalar benim olur. Rabbim herkese şifa ve huzur versin. Sevgiyle kalın... 🤍 Ayşe Keleş #Şifa #ZihinGücü #Farkındalık #BedenVeRuh #SağlıklıYaşam #İnanç #Motivasyon #KuantumDüşünce #StresYönetimi #Mucize #Sağlık #Umut
Duygu ve Düşünce
Gururumla baş başa ufacık bir mucize bekliyorum.
Reklam
Reklam