Eski dinlerde sihir muhterem olduğu için, o zamanın Toyonizmi akliyye felsefesini, Şamanizm'i de şer'iyye felsefesini vücuda getirmişti. Eski Türklerde iki felsefi sistem vardı ve bunların biri dinden, diğeri sihirden doğmuştu.
Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermâye
Sanatında yol gösteren ilimle fen Türkündür
Hirfetleri birbirini dâim eder himâye
Tersâneler, fabrikalar, vapur, tren Türkündür
Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!
Mustafa Kemal hiç şüphe yok ki, ne komünist, ne de sosyalistti. Sosyalizm ve onun es son ihtilalci şekli, yani toplum yapısının ihtilal yoluyla topyekün ve yeniden inşası demek olan komünizm, ona yabancıydı. Kaldı ki Mustafa Kemal, sınıf kavgası değil, Milli Kurtuluş Mücadelesi yapıyordu. Bu mücadele batı manasında sınıfların teşekkülüne karşı özlemler, yani gelecekte ki sınıf kavgalarını önleyici hedefler güder ve organlar getirebilirdi ama, aslında bir sınıf mücadelesi değildi.
Vaktiyle muhtelif kavimlere mensup memuriyetçilerin bir ikbal (mevki sahibi olma) Kabe'si olan Bizans'ta kozmopolit bir sınıf teşekkül etmişti (oluşmuştu).
Bu tayfa kendi kendine bir ünvan aramış, nihayet şehri (şehirli) tabirinde karar kılmıştı. Şehrinin Milliyeti yoktu.
Sururi'nin Refi Ahmedi'ye hitap ettiği "Men ü tü her düneşehriyem ki men Türk u tü Kürd" mısrasından anlaşılacağı vecihle şehri ne Türk, ne Kürt, ne Arap, ne Arnavut'tu: Bütün milliyetlere düşman bir heyet. Bu heyet Arap'ı beğenmez, Kürt'ü istihfaf eder (hafife alır), Laz'la eğlenir, Türk'ü tahkir ederdi (aşağılardı).