"Bana ne kadar kötülük yapılırsa yapılsın kimseye saygısızca gitmedim.Aram bozuk olsa bile birinin bana ihtiyacı olsa hiç düşünmeden giderim ama görüyorum ki saygının sevginin hatta şefkatin bile iyileştiremeyeceği insanlar var."
Annesinin ne düşündüğünü ve kendisini sevdiğini biliyordu o anda. Ama bir varlığı sevmenin çok büyük bir şey olmadığını ya da en azından asla bir sevginin dile getirilecek kadar güçlü olmayacağını da biliyordu. Örneğin, annesi ile birbirlerini hep sessizce seveceklerdi. Ve yaşamları boyunca duygularını birbirlerine daha rahat açıklayamadan; sırası gelince annesi ya da kendisi ölecekti.Aynı biçimde, Tarrou'nun yanı başında yaşayıp gitmişti ve dostlukları gerçek anlamda yaşamaya zaman bulmadan bu akşam ölmüştü Tarrou. Dediği gibi oyunu kaybetmişti. Ama Rieux, o ne kazanmıştı? Yalnızca vebayı tanımış olmak ve bunu anımsamak, dostluğu tanımış olmak ve bunu anımsamak, şefkati tanımak ve bir gün bunu anımsamak, buydu işte kazandığı. İnsanın veba ve yaşam oyunundan elde edeceği tek şey bilgi ve bellekti.
Bir deli, bana bu kravatın ne işe yaradığını soracak olsa, ister istemez hiçbir şey, demek zorundayım. Yalnız ca süs olarak kullanıldığı bile söylenemez, çünkü günü müzde cesaretin, gücün, üstünlüğün simgesi haline gel di. Tek yararlı işlevi, eve gidip de çıkardığınızda duydu ğunuz rahatlama; insan sanki bir şeyden kurtulmuş gibi oluyor, neden kurtulduğunu bilemiyor, o başka.
Peki, o rahatlama duygusu bu mereti takmamız için geçerli bir neden mi? Hayır. Gene de bir deliye ve bir normal insana bunun ne olduğunu sorsam, aklı başında olan 'kravat' yanıtını verecektir. Kimin doğruyu söyledi ği değil, kimin doğru yanıtı verdiği önemli."
"Demek, renkli bir bez parçasının doğru adını söyle diğim için benim deli olmadığım sonucuna varıyorsunuz."