Birdemetokur

Birdemetokur
@birdemetokur
15 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·248 syf.··
2025 24. kitabı
Kitabı kısaca yorumlamanın bir yolu yok aslında. Bir ilk kitaptan çok daha fazlası ‘Kıymetli şeylerin Tanzimi’… Çok sayıda karakterin cephesinden hayatları hakkında, hayat hakkında izlenimleri okuyoruz kitap boyunca. Gülendam, Demir, Sevim, Nazlı, Fırat, Ezgi, İlker, Mert… Daha bir çok karakter… Doğru yanlış aramıyor kitap, okurken siz de sadece seyirci oluyorsunuz her birisinin hayatına, düşüncelerine… Farklı farklı hayatlar, taban tabana zıt düşünme şekilleri, birbirinden bağımsız doğru yanlış kavramları, bambaşka beklentiler… Bu başkalığı kabulleniyorsunuz okurken. Diğer yandan aslında ortak yanlışlar, ortak hisler, ortak önyargılar da olduğunu fark ediyorsunuz garip bir şekilde. Dediğim gibi izahı zor, okumak lazım. Şunu söyleyebilirim ki kitap boyunca birbirinden farklı bir çok insanın kafasına girmiş gibi hissettim kendimi. Belki biraz insanları anlamaya, herkesi olduğu gibi kabullenmeye iten bir yanı da olabilir. Sevim’e sessiz feryatları için, Fırat’ı güzel bir aileye sahipken, sırf adını koyamadığı bir takım ‘olmamışlıkların’ iteklemesiyle yalnızlık olarak tanımladığı o boşluğa düştüğü için suçlayamıyorsunuz. Nazlı’nın masum günlüğünü okurken gülümsüyorsunuz, çocuk yaşta terk edilmiş Gülendam’la hüzünleniyorsunuz… Kitapta hayata dair çok fazla şey var. Toplumda kadın ve erkeğe biçilen roller, gençlerin üzerindeki baskılar, yalnızlık, aile kavramı… Herkesin bir şeylerin eksikliğinin üstünü örterek yaşadığı bu dünyayı güzel ifade etmiş yazar. Özellikle şu kısım çok dikkatimi çekti; “Gerçi, kim bilir, belki de herkes aynı boşluğu hissediyor, herkes eline ne geçerse boşluğu onunla dolduruyordu. Boşluk doldurulabilir bir boşluktu. Her boşluk doldurulabilirdi. Boşluğu doldurmak bizim ödevimiz ve imtihanımızdı.” En çok beğendiğim kısımlar Demir’in tespitleri ve
1000Kitap
Kıymetli Şeylerin TanzimiSezen Ünlüönen · İletişim Yayıncılık · 2017718 okunma
Reklam
10/10
·336 syf.··
2025 23. kitabı
Ana karakterimiz Mürşit’in cephesinden Dünya karanlık bir kuyu. Mürşit okuyanları da elinden tutup ne olduğunu anlamadan o karanlık dipsiz kuyuya çekiyor. Kitabı beğendim mi? Çok beğendim. Fakat okuduğum süre boyunca karanlık bakış açısı düşüncelerimi biraz zehirledi. Hislerimi de öyle. İnsanın dünyaya bakıp güzel olan tek bir şey bile görememesi nasıl mümkün olabiliyor, kabullenmekte zorlandım gerçekten. Madencinin dünyaya küskünlüğünü anlayabiliyorum. Karısının hayatla olan bağını elleriyle koparması, çocukluğunun o huzur dolu buharının bir anda uçup gitmesi derken içine düşmesi kaçınılmaz bir boşluk oluşmuş. Sanki diğer insanlarla aynı gezegene ait değiller gibi hissediyor Madenci ve Mürşit. Eğer kimsenin bilmediği kuyulara düşüyorlarsa ait olamamaları da normal zaten. Herkesin baktığı yere bakıp başka şeyler görüyorlar bu da onların laneti. Mürşit’in geçmiş günahı taşıması zor bir yük elbet ama ben okurken onu zehirleyen şeyin günahından çok fazlası olduğunu hissettim. Sanki zaten yaşamaya mecbur bırakıldığı bu hayata illaki düşecek, düştüğü yere de tutunamayacak bir adama o günah bir vesile olmuş Dünyayla arasına mesafe koyarken. Mürşit gözlemci. Her şeyi gözlüyor. Kafasının içinde değerlendiriyor, kınıyor, tiksiniyor, nadiren takdir ediyor… Fakat güçlü herhangi bir duygu hissetmiyor hiçbir şeye karşı. Öfkesi veya kızgınlıkları bile çok durgun, sakin, vazgeçmiş… Hayatla bağları öyle bir kopmuş ki sanki birisi ona, hiç tanımadığı bir memlekette ‘İki dakika şu dükkana bir bakar mısın hemen geliyorum’ diyerek gitmiş, ömür boyu dönmemiş, Mürşit’te orada ayaküstü kendisine ait olmayan bir yeri beklemiş hayatı boyunca. Öylesine sahiplenmiyor kendi hayatını. Bu noktada kendi babasıyla ilişkisini değerlendirirken içten içe babasına olan kızgınlığının başka bir
1000Kitap
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2025 17. kitabı
Umutlar, hayaller, hayal kırıklıkları, hayat mücadelesi, hastalıklar, savaşlar, korkular, sevinçler, üzüntüler... Hayata dair ne varsa, ne kadarsa o kadar. Çünkü gerçekten 'dünya bu kadar...' Kitapta karakterlerin hikayeleri arasında hızlı geçişler yapıyoruz. Birbiriyle temas halinde olan insanlardan birisinden diğerinin hayatına geçerken bambaşka dünyaların kapıları aralanıyor. Zaman da usulca akıyor ve her devrin insanının sınavlarının ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Dümdüz bir yol değil hayat yolu, bu herkes için, her devir için böyle. Bunu anlamak bazı şeyleri kolaylaştırmasa da kabullenmeyi kolaylaştırıyor. İsim seçimi de bu anlamda çok iyi olmuş. Bazen sadece yaşamak gerekiyor. Bitmez denilen her şeyin bitebileceğini, hayattaki her şeyin yaşamın bir parçası olduğunu, belki de dünyayı gözümüzde büyüttüğümüzü kabul etmek konusunda küçücük bir faydası olacaksa bile okumak lazım. Ben büyük bir keyifle okudum.
Dünya Bu KadarMahir Ünsal Eriş · Can Yayınları · 20221,644 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2025 16. kitabı
Roman 7 ana bölümden oluşuyor. Genel olarak dengeli yazılmış bölümler olsa da özellikle birisini seçecek olsam ‘Yanlış Anlaşılan Sözcükler’ bölümünü seçerdim. Üzerinde durulacak hem tanıdık hem de hüzünlü çok detay olmasına rağmen benim için en çok öne çıkanların başında Tereza'nın tank fotoğrafı çektiği dönemlerle yüzleşmesi geliyor. "Ne çocukluk! Ülkeleri için yaşamlarını tehlikeye attıklarını sanırken aslında Rus polisine hizmet ediyorlardı demek ki." İşte dünyanın her yerinde büyük idealleri olan veya sadece vatanını çok seven, inançlarına bağlı olan, kısaca kendi hayatından daha fazla önem verdiği çıkarsız bağlılıkları olan insanlar tam da bu fedakarlığa hazır halleri yüzünden karşısında durdukları şeye hizmet edecekleri eylemlerle kullanılıyor. Kimisi bunu hiçbir zaman idrak edemiyor. Belki de hiç fark etmemek daha iyi. Hayat boyu karşısında durduğunuz şeye hizmet ettiğinizi fark etmek boşa geçmiş bir hayat demek, pişmanlık demek, tutunacak bir şeyiniz kalmaması ve en kötüsü kendinize bile artık tutunamamak demek . Kitabı okuyunca Kundera’nın ülkesinde sevilmeme nedeni gibi Kundera’nın ülkesinin vatanseverleri tarafından neden sevilmesi gerektiğini de anladım. Ülkesini öyle eleştiriyor ki ilk bakışta aradaki sağlam bağı fark etmek çok güç. Okuduğum üçüncü kitabında hissettiğim şey; ülkesinden asla kopamayan bir adam olduğu. Aynı zamanda (en azından fiziksel olarak) kopmak zorunda kalan. Yanlış şeyleri kabullenemeyen, buna rağmen mutluluğu uzaklarda da bulamayan. Çoğu karakteri böyle çünkü. Dağ 2 filminde Veysel komutanın gazeteci Ceyda'ya yazdığı mektupta söylediği gibi " Bu ülkeyi eleştir Ceyda, aynı zamanda da çok sev.” Bildiğim en doğru vatanseverlik tanımı bu...
Edebiyat
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera · Can Yayınları · 202413,2bin okunma
9/10
·240 syf.··
2025 14. kitabı
Birkaç sene evvel yazarın Akşam Yemeği isimli bir kitabını okumuştuk kulüpte. Yazarın okura verdiği bir standart var, ikinci kitabında bundan emin oldum. Böyle yazarları seviyorum. #hendek daha çok içsel bir okumaydı. Başkahramanımız Robert Amsterdam Belediye Başkanı. Aldatılmayla ilgili sezgileri paranoya boyutunda düşüncelere itiyor onu ve bunları okuyoruz. Bunların üzerine anne ve babası 95. yaşlarında hayatlarına sonlandırmaya karar verdiklerini söylüyorlar. Yaşlandıkça hayatın anlamını/anlamsızlığını sorgulama hali, 'artık benim devrim bitti' histerisi Robert'in ebeveynleri tarafından çok iyi anlatılmış. Kitapta en çok ilgimi çeken kısım Avrupanın modern bir şehrinde bu statüde farklı insan profilleri çizilmesi. Bazı toplumsal ve evrensel konulara bu profillerin cephesinden bakıyoruz. Bir yere varmayan kitapları seviyorsanız Robert'in zihnine bir süre misafir olmaktan kesinlikle keyif alırsınız.
HendekHerman Koch · Yapı Kredi Yayınları · 2022180 okunma
Reklam