Hendek'i bir kelime ile anlatmam gerekse belirsizlik derdim. Güvenilmez anlatıcının iyi bir örneği. Baş karakter Robert Walter'ın (önce Robert Walser diye okuyup şaşırdım, belki bir selam çakmıştır rahmetliye) taraflı anlatımı ve zihnindeki belirsizlikler yüzünden olayların belirsiz bir şekilde ilerlediği ve sonlanmadığı, öykü bittiğinde okuyucuyu birçok soru ile başbaşa bırakan bir kitap.
Kitapla ilgili sevdiğim ve sevmediğim yönler var. Sevdiklerimden ilki dokunduğu temalar ölüm hakkı, aldatma, yabancılık, yaşlılık, kaybetme korkusu ve şüphe. Güncel karakterler (Françoise Hollande, Obama, Clinton) ve olaylar, ve bildiğim bir ülke (Hollanda) ve aşina olduğum bir kültür olması gibi konularla atmosferini sevdim ve yakın hissettim. Merakı canlı tutması ile heyecanlı bir okuma oldu. Büyük sorular sordurmasa da insan neden aldatır, insan hislerine güvenebilir mi, ölümü seçme hakkı gibi konulara dokunmasını sevdim.
Sevmediğim ise bazı konuları neden dahil ettiği ve neden bu kadar çok konu arasında bazılarını yüzeysel geçtiği oldu. Mesela yel değirmenleri konusu neden vardı, neden bu kadar uzadı, kedinin kaybolması ve ardıç kuşu ile yaratmaya çalıştığı mistik havayı anlamlandıramadım. Küresel ısınma ve ölümden sonra bize ne oluyor, büyük patlama ya da evrenin yaratılmasından önce ne vardı gibi sorulara sadece dokundu, dahil etmese miydi diye düşündüm. Ama bu gayet öznel bir yorum. Karakterle ilgili de belirsizlikler var, özellikle Robert'in karısı Sylvia hakkında.
Yine de severek okudum kitabı. Ve yanılmıyorsam okuduğum ilk Hollandalı yazar oldu. Net sonlar sevenleri mutlu etmeyebilir ama kitap bittikten sonra bu soruları ben kendim düşüneyim sonunu ben yazayım diyenler sever. Belirsizlik atmosferini çok güzel yaratmış yazar. #hermankoch aynı zamanda senaristlik de