Ailesini çok sevmesine rağmen, onlar tarafından dışlanmaya mahkûm edilmiş bir kadındı o. Oysa tek hayali, huzurlu bir yuva ve çocukların neşesiydi. Kendi yuvası hayatını altüst etti; o günden sonra tek mücadelesi, hastane koridorlarında hastalıklarıyla baş başa kalmak oldu. Ne tuhaftı ki; yaşarken onu diline dolayanlar, arkasından iftiralarla ruhunu incitenler, o bir kuş misali bu dünyadan göçüp gittiğinde yasını tutanlar yine aynı kişilerdi.
Ölüm, acılar içindeki o ıssız döşeğinde, uykusunda ansızın buldu onu. Dünyadaki tüm kederlerini bir valize sığdırıp, ruhundaki gelgitlerle birlikte ölüm gemisine binip gitti. Arkasında kalan her şey, kocaman bir hiçliğe dönüştü. Onu yad edenler bile birkaç gün sonra silmeye başlamıştı izlerini. Eğer bu kadar çabuk unutulacağını bilseydi; acaba yine de ruhuna tüm bu yükleri sığdırmaktan vazgeçer miydi, ölmeden önce?..
Haziran, Pzt, 11.25🛶