Kaygılı bağlanma stiline sahip insanlar başkalarının duygusal ifadelerindeki değişime karşı çok daha tetikte; dahası diğerlerinin verdiği ipuçlarına karşı daha hassaslar ve doğru okuyorlar. Fakat bu bulgu bir ikaz da içeriyor. Çalışma gösteriyor ki kaygılı bağlanan insanlar yargıya varma konusunda fazla aceleci ve bunu yaptıklarında insanların duygu durumlarını yanlış yorumlama eğiliminde oluyorlar.
Deney kaygılı katılımcıların biraz daha fazla beklemeleri ve bir yargıya varmadan biraz daha bilgi edinmeleri şeklinde tasarlandığında, diğer katılımcılardan avantajlı duruma geçtiler. Bu, kaygılı bağlanma stili sahibi biri için önemli bir ders: Tepki vermeden ve bir sonuca varmadan önce biraz daha beklerseniz, çevrenizde olan biteni çözecek olağanüstü bir yeteneğiniz olur ve bunu menfaatinize kullanabilirsiniz. Fakat fevri davranırsanız yanlış yargılara varır ve kendinize zarar verirsiniz.
Sömürgeciler anayurtla sömürge arasında kesin ayırım yapar. Sömürge, anayurdun eksikliklerini tamamlayacak olan bir yerden başka bir şey değildir. Sömürgeci, sömürdüğü yer ile duygu bağı kuramaz. Oysa sömürülen için bu yer yurttur. İnsanı kendisine bu derece derin bağlarla bağlayan bu mekân parçasının mevsimleri, bu mevsimlerin alışılagelen sevimliliği yaşanır; esen fırtınaların yıkıcılığı, sellerin boğuculuğu yöreye, yurda bağlanmayı gevşetmez. Bu söylediklerimiz, mekânına bağlı olmayana hayal ürünü gibi gelir. Böyle birisi hiçbir yere kök salamayan bitkiye benzer. Nerede kendisini besleyen bir besin kaynağı varsa, oraya saplanıp kalır. Bitkiye benzeyen böyle insanların her yerde bulundukları bir fenomendir. Fakat sosyal birliğin çoğunluğu böyle olamaz. Ancak çoğunluğun böyle olmadığı bir yerde, bir yurt, bir memleket sevgisi vardır. Bu sevgi soysuzlaşabilir. O zaman bu belli sosyal birliğin, bu sosyal birlik olarak ortadan kalkması kaçınılmaz bir sonuç olur. Fakat insanlık tarihinde böyle bir sevgi, yani belli bir mekân parçasına karşı olan sevgi hiçbir zaman eksik olmayacaktır. Bunun insan kaderi üzerinde kuşkusuz olumsuz bir etkisi vardır. Savaşlar, kavgalar, çekişmeler çoğu kez bu gibi bağlardan doğar. Fakat insan denilen varlık, bir kez böyle uyumsuz bir varlıktır; bunu söküp atmak olanaksızdır. Yapabileceğimiz tek şey, onu olduğu gibi görmektir.
Sosyal birliği oluşturan çekirdeklerden, yani ailelerden ve onların bireylerinden her biri herhangi bir şekilde derin bir duyguyla hattâ akıldışı bir duygu ile kendi yerine bağlıdır. O birey bu yerin iklimine, ürünlerine, doğasına, manzaralarına, bu yere gömdüklerine ve kendisinin de günün birinde gömüleceği bu yere sevgiyle bağlıdır. Günlük dilde “memleket sevgisi" dediğimiz bu akıldışı duygu ve sevgi bu tür bağlarla oluşur. Eğer insanlar, üzerinde yaşadıkları mekân parçasına bu derin bağlarla bağlı olmasaydı, o zaman tarihsel mekânlar arasında sınırlar çizilemez ve sanki tek bir kültür varmış gibi yaşanırdı.