Selva

Bilgelik iyi ve kötü olanla iyi ve kötü olmayanın bilgisidir. Cesaret ya da yiğitlik de yasaların emrettiğinden ayrılmayarak kaçınılması ya da kaçınılmaması gereken şeyler hakkında hüküm verebilme ve bu hükme uygun davranabilme yetkinliğidir. Aslında sağduyuyla doğrudan bağlantılıdır, çünkü kaçınılmaması gereken, yani iyi olanın bilgisi ve kaçınılması gereken, yani kötü olanın bilgisi sağduyunun kendisidir. Görüldüğü gibi cesaret, kör bir cesaret, cüretkârlık, kahramanlık gösterisi, gözü peklik ya da gözü karalık değildir. Kendi kendini kontrol etme ise, arzular ve dürtüler ile yönetici öğe, yani akıl arasındaki ilişkideki düzeni kavrayabilme yetisidir. Kısacası bedenin isteklerinin ruhun akıl yanıyla dizginlenmesini başarabilmedir. Bu üç yetinin ya da yetkinliğin birbiriyle uyumlu olmasını sağlayansa adaletin kendisidir. Adalet bu üç öğenin kendi işlevlerini uygun şekilde yerine getirmesinde en belirleyici unsurdur. Çünkü adil bir insan gerektiğinde bilge, gerektiğinde cesur, gerektiğinde de kendine hâkim olabilen insandır.
Reklam
Herhangi bir şeyi çabucak öğrenmek, öğrenileni unutmamak, olgunluğun, inceliğin, en önemlisi de her zaman doğrunun, iyinin ve güzelin peşinde koşup adaleti gözetmek felsefe eğitiminin kazançlarıdır. Ama bu tür bir eğitim herkesin harcı değildir. Bu tür bir eğitim alacak kişilerin her şeyden önce güçlü bir kavrayışı, sağlam bir belleği olması gerekir. Aynı zamanda üstün niteliklere sahip, incelikli, doğru, yiğit ve tok gözlü olmalıdır bu kişiler. İşte bir devlet ancak bu niteliklere sahip. yani felsefe eğitimi almış kişilere emanet edilebilir.
Platon'un ideası, en genel anlamıyla, "baktığımda ya da gördüğümde bana görünen biçim" demektir; yani bir şey gördüğümde o gördüğüm şey bir ideadır. Örneğin bir adam gördüğümde, onu kendisi olarak, yani bir insan olarak görürüm. Çünkü benim zihnimde, baktığımda gördüğüm şekle karşılık gelen bir insan ideası vardır ve ben onu gördüğümde bu ideadan pay almış olarak görürüm. Aynı şekilde beyaz bir kâğıt parçası gördüğümde, bu kâğıt parçasını beyaz görmemi sağlayan, zihnimdeki beyazlık ideasıdır. Yazılı bir kelimeye baktığımda onu hemen görmemin ve anlamamın nedeni onun bende bir ideası (fikri) olmasıdır. Eğer bu kelime yabancı dildeki bir kelimeyse ve benim bu yabancı dile hiç aşinalığım yoksa, onu hiçbir şekilde bilemem; sadece birtakım harfler görürüm, çünkü bende ancak bu tek tek harflerin bir ideası vardır. Ama söz konusu durumda bu harfler benim tanımadığım bir dizilişte olduğundan, kelimeleri tam manasıyla göremem, yani anlayamam. Benzer şekilde okumayı bilmediği gibi ne okuduğunu da bilmeyen bir insan, kitabı görmez ya da anlamaz, çünkü onda böyle bir şeyin ideası yoktur. Öyleyse idea, bilginin temelidir ve şeyleri olduğu gibi (neyse öyle) gösteren şeydir.
Soğukkanlı ve kendi kendine yeten bır dış görünüşe sahip olmak, sosyal açıdan daha kabul gören bir tutumdur. Dolayısıyla kaygılı bağlanan kişileristeklerini gizler, memnuniyetsizliklerini perdelerler. Gerçekte böyle yaptığınızda çok şey kaçırırsınız, çünkü ihtiyaçlarınızı ifade etmek iki şeyi başarmanızı sağlar. Öncelikle kendiniz olursunuz, bu da tatmin ve mutluluk duygumuza katkıda bulunur. Mutlu ve memnun görünmek, bir partner için en çekici özelliklerdendir. İkinci ve daha az önemli olmayan diğer şey de şudur: Kendiniz olduktan sonra partneriniz sizin hakiki ihtiyaçlarınızı karşılayacak biriyse bunu önceden tespit edebilirsiniz. Herkesin sizinkiyle uyumlu ilişki beklentilerı olmayabilir ve bunda bir sorun yoktur. Bırakın onlar kol mesafesinde tutulmak isteyen birini bulsun ve siz de gidip kendinizi mutlu edecek birini bulun.
Unutmayın: Harekete geçmiş bir bağlanma sistemi tutkulu aşk değildir. Bir dahaki sefere biriyle çıktığınızda, kendinizi -sırf ara sıra mutlu olmak için- kaygılı, güvensiz ve takıntılı hissederseniz, kendinize bunun aşk değil de harekete geçmiş bağlanma sistemi olmasının muhtemel olduğunu söyleyin. Evrimsel anlamda gerçek sevgi iç huzur demektir. "Durgun sular derinden akar" sözü bunu anlatmanın iyi bir yoludur.